“Tamamen manevi "yeniden doğuş",
Zamanın yıkıcı etkisinden bağışık bir var olma tarzına erişimi hazırlamak.”
İnsanın belli bir tehlikeli durumu bilmeyi, saklı olana ulaşmayı, en olağanüstü sınavlarla yine kendisinin karşılaşıp bu sınavları başarıyla geçmeyi ve en nihayetinde “öte dünyaya” gidip gelme arzusunun tezahürü; modern dönemde karşımıza masal okuyarak ve kendi düşsel varoluşu seviyesinde tecrübe edilerek giderilmeye çalışılsa da Hıristiyanlığın Roma çıkışına kadar neredeyse tüm geleneksel inanışlarda görebileceğimiz bir “dinsel dehşet”le karşı karşıyaydık.
İnisiyasyon sayesinde neofıt başka bir var olma tarzına erişiyordu: Tanrılarla eşit hale geliyordu, kendini Tanrılarla özdeşleştiriyordu. Tanrılaştırma [apotheose], ilahlaştırma, "fanilikten sıyrılma" [de-mortalisation] (apathanatismos) tüm Helenistik Gizemlerin aşina oldukları kavramlardır. Zaten geç Antikçağ dünyası için insanın ilahlaştırılması saçma bir düş olmaktan uzaktı. "Dolayısıyla, Tanrı olduğunu bil" diye yazmıştı Cicero (Devlet Üzerine, VI, 17). Hermesçi bir metinde ise şunları okuyabiliyoruz: "Seni tanıyorum Hermes ve sen de beni tanıyorsun: Ben Senim ve Sen bensin." Benzer ifadelerle Hıristiyan metinlerde de karşılaşırız. İskenderiyeli Klement'in söylediği gibi gerçek gnostik (Hıristiyan) "zaten Tanrı olmuştur" (Protr. VIII, 4).
İnisiasyonla kastedilen şey, kişinin/neofitin (inisiasyona aday kişi) dinsel ve sosyal statüsünü kökten değiştirmeyi amaçlayan sözlü öğretileri ve ayinlerdir. Yani bir nevi varoluşsal düzenin ontolojik değişime uğramasıdır. Her ilkel toplumun kendi içinde kemikleşmiş (mitik) bir gelenekler kümesi ve dünya anlayışı vardır; inisiasyonla amaçlanan ise neofite tedrici olarak bu anlayışın yedirilmesidir. Bahsedilen yedirilme salt bir sözlü anlatı olmaktan ziyade fiziksel