Birinin bedenini yok etmek, onu insanların kalbinden de çıkarabileceğiniz anlamına gelmez. Ayrıca bir yara açan her gün o yarayla yüzleşmek zorunda kalır. Yarası olanın canı yanar, evet, ama yarayı açan da her an o yarayı görmek zorundadır. Artık hiçbir şey o yaradan önceki gibi olmaz.
Neden bu hikaye, yani bizim hikayemiz tüm dünyaca dinlenilmeye değsin? Ve kim dinler yerinden edilişleri tarafından dönüşü olmayan bir kıyıya savrulan kadınların, erkeklerin, çocukların hikayesini? Ölülerimiz dağılmış dört bir bucağa. Bazen ölülerimizin cenazeleriyle nereye gideceğimizi bilemedik; bizi diri olarak kapılarında girmek istemeyen dünya başkentleri ölü olarak da istemedi bizi. Ve şayet gurbet yüzünden ölenler, kurşunla vurularak ölenler, özlemden ölenler ve sadece ecelle ölenler hep şehitse ve şayet şiirler doğruyu söylüyorsa her şehit bir gülse dünyayı bir gül bahçesine çevirdiğimizi iddia edebiliriz.
..."İşgal edilmiş Edilmiş Topraklar" sanki dünyanın bir başka ucundadır. Sanırsınız ki oraya ulaşmanın hiçbir yolu yoktur. Görebiliyor musunuz, ne kadar yakın aslında? Ne kadar dokunulabilir? Ne kadar gerçek? Elimle tutabiliyorum, bir mendili tutar gibi.
Annemin yarattığı söylenceler etrafında, onun bizlere yakıştırdığı rolleri oynayarak yaşıyorduk. Kendisine açtığım samimi, çoğun şikayetçi duygularımın ne kadarını sır olarak saklandığından, ne kadarını babama veya kız kardeşlerime yetiştirdiğinden halen emin değilim. Söylediklerimi sonradan bana karşı kullanacağini gayet iyi bilsem de ona açılmaya ihtiyacım vardı. Onunla yakınlaşmaya, sevgisini bana yöneltmesini sağlamaya çabalayıp duruyordum yine de.