Afsunlu şey: nasıl seçilen iki sözcük
senin bedenin kıpırdanırken içinde titreşen
katıksız uyağın armonisine erişebilir?
Alnından dal ve lîr tırmanır,
Ve yüzünün her tarafı benzetmelerle geçer
aşk şarkıları arasından, sözleri bir gülün
taç yaprakları kadar hafif, kitabını bir yana atmış
birisinin yüzünde dinlenen ve gözlerini kapatmış:
Seni görmek için: sanki her bir ayak tüfek gibi
sıçramalarla yüklenmiş, fakat ateş etmeden, senin
boynun başını tutarken kıpırtısız, dinleyerek: sanki,
Ayrılmış bir yerde yüzerken,
bir kız, yaprakların hışırtısını duyar,
ve dönüp bakar:
orman gölcüğü yüzüne yansımış.
Çocukluğumdan itibaren bana verilen dinsel öğreti başkalarında olduğu gibi bende de yok oldu. Şu farkla ki, ben on beş yaşından itibaren felsefi eserleri okumaya başladım ve benim öğretiyi reddedişim oldukça küçük bir yaşta bilinçli bir şekilde oldu. On altı yaşından itibaren dua etmeyi, kiliseye gitmeyi ve kendi irademle oruç tutmayı bıraktım. Bana çocukluğumda öğretilen şeylere inanmıyordum, ama inandığım bir şeyler vardı. Neye inandığımı ise hiç anlatamıyordum. Bir Tanrı’ya inanıyordum ya da daha doğrusu Tanrı’yı inkâr etmiyordum. Ama nasıl bir Tanrı’ya inandığımı tanımlayamıyordum.
Ben ölürsem, ne yaparsın tanrım?
Ben ki senin testin, bir kırılırsam
İçtiğin içkiyim hem, ya bozulursam
Ben senin esvabın, işin meşgalen,
Bensiz anlamını yitirirsin sen.
Ne evin kalır ben gidince, ne barkın
Ne de içten sözcükler seni esenleyen
Kalır çırılçıplak yorgun ayakların
Gidince yumuşacık terlikler; ben.
Kayar omuzlarımdan o geniş harmoni
Sıcacık bir yastığa baş koyar gibi
Yanağında onca dinlenmiş bakışların
Aranır upuzun, merakla beni
Ve bırakır kendini günbatımıyla
taşların yabanil, soğuk koynuna.
Tanrım kaygıdayım,ne yapacaksın?"
Rainer Maria Rilke
“”Böyle yalnız kalmak istiyordum ben. Kendimsiz. Demek istediğim, daha önce tanıdığım ya da tanıdığımı sandığım kendimsiz. Kurtulamayacağımı, benden ayrılamayan yabancı'nın benim kendim olduğumu belli belirsiz duyumsadığım bir yabancıyla birlikte tek başıma."