Hayatın getirdiği kötü şansı kabullenebilirim. Çünkü onda bir niyet yok, bir kasıt yok… sadece olan var.
Ama insanın, bilerek ve isteyerek bir başkasına kötü davranmasını anlamıyorum. Ve açıkçası kabul de edemiyorum.
Talihin yükünü taşımak başka, birinin bilinçli olarak yük olmayı seçmesi başka.
Benim terazimde bunlar aynı kefeye konmuyor.
Belki de mesele şu:
Kaderin getirdiğine sabrım var,
Ama insanın seçtiği kötülüğe tahammülüm yok.
Aylin Şirin Köken
Kitabı okumadan önce, yazar Manly P. Hall’un biyografisini ve kurduğu Philosophical Research Society’yi araştırmanızı öneririm.
Antik Mısır’da ölüm, bizdeki gibi bir son değil…
Daha çok bir sınav, bir yüzleşme, hatta belki bir “kendinle karşılaşma anı.”
Kitabı okurken beni en çok etkileyen şeylerden biri şu oldu:
İnsan tek bir şey değil. Parça parça… Katman katman…
Bir yanın yaşıyor, bir yanın izliyor, bir yanın da sanki hep daha fazlasını biliyor.
Yani Ka – Ba – Akh.
Ve ölüm dediğimiz şey; belki de o parçaların birbirine hesap verdiği an.
Kalbin tartılması meselesi var ya…
Ben onu artık şöyle görüyorum:
Kimse seni yargılamıyor aslında.
Sadece şuna bakılıyor: Kendini taşıyabiliyor musun? Ağır gelirse kalbin, geçmişin yüzünden değil; taşıyamadığın şeyler yüzünden. Belki de mesele iyi ya da kötü olmak değil…
Hafiflemek. Çünkü bazı yükler insanı yaşarken de yere çakıyor,
ölürken de geçmesine izin vermiyor.
Antik Mısır’da tam bu noktada “negatif itiraflar” kavramı karşımıza çıkıyor.
İnsan, kendini tanımlarken aslında neyi yapmadığını söyleyerek arınıyor.
Ve ben, o döneme göre bu toplumu oldukça entelektüel ve bilge buluyorum.
Düşüncelerindeki derinlik etkileyici…
Ama cenaze ritüellerindeki eşitsizlik, insana ister istemez “acaba?” dedirtiyor.
Genel olarak bakınca, Antik Mısır’dan öğrenecek çok şey var…
Kalbinizin hafifliğini önemsediğiniz bir hayat dilerim.
"O halde topyekûn uygar dünyanın ne faydası var; teknolojik ilerleme sayesinde torunlarımızın uçaklarda seyahat edebilecekleri ve yapay protein tüketebilecekleri bir geleceğin, dört gözle beklemek zorunda oldukları böylesine muhteşem bir geleceğin yararı ne? Zavallı yaşlı uygar insan, ne kadar uygar ve siyasal açıdan güncel olursa olsun, yaşam tarafından terk edilmiş; üstelik, en derin onay ve olumlamasını sunduğu bir varoluşu, yaşamın bu gaddar fermanına uyarak, ardında bırakmak zorunda!"