Yeri geldi, 1094 yılında semerkant sokaklarında Hayyam ile dolaştım. Cihân ile aşklarının tanığı oldum. Onlarla rubailer okudum. Şaraplar içtim. Yeri geldi, Alamut Kalesi’nde Hasan Sabbah’ın yalnızlığını paylaştım. Cinayetlerini kınadım. Yeri geldi, 19. Yüzyıl İranı’nda kaptım silahımı, savundum yobazlara karşı demokrasiyi, özgürlüğü, Tahran’ı. Yeri geldi, Titanik batarken gözümün önünde, aynı heyecanı paylaştım oradakilerle. Yani dostlar demek istediğim, kendimi kaybettim sayfaların arasında. Bambaşka zamanlardaki bambaşka hayatlara böylesine yakından tanık olmamı sağladığı için Amin Maalouf’a ne kadar saygı duysam azdır. Büyük bir kalem, büyük bir yapıt. Okuyalım, okutalım efendim...