İstanbul’da Anadolu’da bütün Ortadoğu’daki dergahlara ilim öğrenmek için gelenlere önce edep denilmesi duygusal hayatımızın akıllıca yönetilmesiydi. Tutkularımızı düşüncelerimizi değerlerimizi ve yaşamı iyi yönetmek gerçekte bilge olmaktır.
Kırsalda hayat epey iyi. Doğada pazartesi yok gerçekten de. Fakat pazar da yok. İş hiç bitmiyor da ne yapıyorsan kendi hayatını sürdürmek için yapıyorsun, o güzel. “I will survive” diyebilirim çok rahat bir şekilde. Böyle bir hayatta köle de benim ama hiç önemli değil, çünkü kral da benim Osman.
Kendimizi sabit, katı, değişmez bir şey sanıyoruz. Kim olduğumuzla ilgili fikirlerimiz ve kararlarımız var. Nelerden korktuğumuzu, neleri istediğimizi, neleri sevdiğimizi, neleri sevmediğimizi belirlemişiz. Bu sınırların dışına çıkarsak yanlış bir şey yapacakmışız gibi hissediyoruz. Kendimize “Ben” adında bir hapishane yapmışız, bir türlü tahliye olamıyoruz Osman.