Serinin ikinci kitabını pek kimse bilmez. Ben de sonradan öğrenenlerdenim. İlk kitaptaki minik afacan Zeze, burada biraz daha büyümüş olarak karşımıza çıkıyor. İlk kitaptaki büyük kaybından(Ona sevgiyi öğreten Portekizlisinin ölümü) sonra bu kitapta yeni dostları olarak yüreğinde sakladığı bir cururu kurbağası olan Adam, sinemada izleyip hayran kaldığı ve babası olarak düşlerine yerleştirdiği ve onu her daim “Momptit” diyerek seven Fransız şarkıcı/oyuncu Maurice Chevalier ve okulundaki sert öğretmenlere nazaran yüreği Zeze’ye karşı her daim yumuşak olan Peder Paul Louis Fayolle’dur. Yaşadığı her tecrübede, büyümesinde, ergenliğinde, kavgalarında ve aşkı keşfetmesinde hepsinin katkısı inanılmazdı. Zeze, onlarsız bu kadar sağlıklı büyüyemezdi. Nasıl ki Zeze Adam’la Maurice’in dostluğuna alıştı ve büyüdüğünde ayrılması çok zor oldu, ben de kitabın bitiminde aynı duyguları yaşadım. Onunla güldüm, onunla hüzünlendim. Zeze hâlâ gözümde küçücük, afacan bir çocuk. Hiç ağlamasın, hep mutlu olsun istiyorum. Adam ve Maurice’le birlikte güneşi uyandırmasını istedim. Serinin üçüncü kitabına hemen geçmek istemiyorum. Biraz hüzünlüyüm. Zeze’nin bu kadar hızlı büyümesine alışamadım. :’)