Unutturulmaya çalışılan bir coğrafya ve asimile edilmek istenen bir millet… Yazarın Doğu Türkistan’da attığı her adım, bölgenin yaşadığı baskıları tüm çıplaklığıyla hissettiriyor. O coğrafyada ne camilere özgürce girip ibadet edebilmek mümkün ne de tesettürlü yaşayabilmek. Bir zamanların ilim yuvaları olan camilerin otellere, içkili mekânlara çevrilmesi, mezarların tahrip edilmesi, sokaklarda insanların her adımının izlenmesi ve daha nicesi sessizce büyüyen bir acıyı anlatıyor.
Öyle ki bir Uygur’un dambıl, ağırlık seti, çadır, pusula, uzun halat hatta harita bile satın alamaması, ne kadar ağır bir denetim altında olduklarının küçük bir göstergesi. Bugün Doğu Türkistan hakkında sağlıklı bilgiye bile ulaşamadığımız bir dönemde, bu seyahatname mazlum bir milletin sesini duyuran güçlü bir tanık.