Amcası Tımarlı Sipahi iken Çakır'a Türk usulü silme
tokat atmasını öğretmişti. Hasmının yüzüne şiddetle indikten sonra onu silerek ayrılan bu tokat yaman şeydi.
Ağaç gövdelerine tokat atarak idman yaparken onun yamanlığını pek anlamamış, fakat bir gün, yakınındaki
Rum köyünden üç çocukla kavga ederken nasıl nesne
olduğunu görmüştü. Öyle ki, içlerinden biri ve en irisi
tokatı yiyip devrilince öteki ikisi tabana kuvvet kaçmış,
yaşıtları arasında en hızlı çocuk olan Çakır onlara yetişememişti. Doğrusu, kaçan Rum’a yetişmeye imkân yoktu. Bu onlara Tanrı vergisiydi.
On iki yaşındayken kışın korkunç oyunlar oynarlardı.
Ortada kazan kaynardı. Oyunun esası rakibinin elini kay-
nar suya batırmak, kendi eli batarsa bağırmamaktı.
Kaç defa arkadaşlarının elini kaynar suya daldırmış,
kaç defa kendi eli daldırılmıştı. Orada hazır yoğurt durur,
eli kaynar suya batıp haşlananların yanıklarına hemen
yoğurt sürülürdü. Gık demezlerdi. Haşlanan el ilk gecesi
sabaha kadar yanardı da yılmazlardı. Bir defa içlerinden
biri, eli haşlandığı zaman acıdan bağırdığı için darılmış-
lar, erkekliğe sığdırmadıkları bu hareketten ötürü aylarca
yüzüne bakmamışlardı.
Bir kere de güçlü bir arkadaşıyla kapışırken ikisinin
birden eli kazana dalmıştı. Hele bir keresinde kazan dev-
rilmiş, aksi tarafta itişmeyi seyreden arkadaşlarının bir-
çoğunun bacakları haşlanmıştı.
Bunlar korkunç oyunlardı. Ama bu korkunç oyunlarla
acıya dayanmayı, çevik davranmayı öğreniyorlar, iradele-
rini keskinleştiriyorlardı. Rum oğlanları gibi yalnız yiyip
içip eğlenecek değillerdi ya...
Cezmi Oğuz, kahvesinin son yudumunu içtikten sonra
sözlerine devam etti:
- Aşkın şehvetle aynı şey olduğunun kesin bir delili de
vuslattan sonra ikisinin de sönmesidir.
- Yıllarca süren aşklar
Pusat’ın bu soruyu ciddî mi, şaka olarak mı sorduğu belli
değildi. Doktor Cezmi onun bu tarafını bildiği için sakin bir
ciddiyet içinde cevap verdi:
- Olabilir ama aşk bir sebep değil, neticedir.
Selim ilgilendi:
- Aşk denen bir hal, yahut bir hastalık yok mu?
- Vardır ama, dediğim gibi, aslî sebep değil, tezahürdür.
Bazı insanların bazı yiyeceklere karşı allerjisi olur. Onu
yedikleri zaman şuralarında buralarında kızartılar çıkar.
Görünüşe bakarsan adamın derisinde bir hastalık vardır ama
hasta olan derisi değil, sindirim organı veya karaciğeridir. Aşk
da doğrudan doğruya bir hastalık değil, bir hastalığın
görünüşüdür.
- Asıl hastalık nedir?
- Açığa vurulamayan şehvet duygusu...
Selim garip bir duygu içinde sustuktan sonra pencereden
göğe bakarak sordu:
- İlâhî bir kadına veya kıza karşı duyulan aşk da nihayet
bir şehvetten mi ibarettir?
- Tamamiyle. Aşk, şehvetin estetik şeklidir. Onun için
daha ziyade estetik kadınlara veya kızlara karşı duyulur...