Aykut Yavuz

Aykut Yavuz
@Aywe23
Ahşap oyuncak
üniversite
Ankara
Salihli, 24 Ekim 1980
61 okur puanı
Temmuz 2020 tarihinde katıldı
İnsan bazen içinin Hira'sına çekilmeli . Kehf ashabı gibi yenilenmek için ölüm uykusuna yatmalı.
Sayfa 178·Kitabı okudu
Hayat ve İnsan
Rumların tanrı vergisi yeteneği..
Amcası Tımarlı Sipahi iken Çakır'a Türk usulü silme tokat atmasını öğretmişti. Hasmının yüzüne şiddetle indikten sonra onu silerek ayrılan bu tokat yaman şeydi. Ağaç gövdelerine tokat atarak idman yaparken onun yamanlığını pek anlamamış, fakat bir gün, yakınındaki Rum köyünden üç çocukla kavga ederken nasıl nesne olduğunu görmüştü. Öyle ki, içlerinden biri ve en irisi tokatı yiyip devrilince öteki ikisi tabana kuvvet kaçmış, yaşıtları arasında en hızlı çocuk olan Çakır onlara yetişememişti. Doğrusu, kaçan Rum’a yetişmeye imkân yoktu. Bu onlara Tanrı vergisiydi.
kışın oynanan oyunlar...
On iki yaşındayken kışın korkunç oyunlar oynarlardı. Ortada kazan kaynardı. Oyunun esası rakibinin elini kay- nar suya batırmak, kendi eli batarsa bağırmamaktı. Kaç defa arkadaşlarının elini kaynar suya daldırmış, kaç defa kendi eli daldırılmıştı. Orada hazır yoğurt durur, eli kaynar suya batıp haşlananların yanıklarına hemen yoğurt sürülürdü. Gık demezlerdi. Haşlanan el ilk gecesi sabaha kadar yanardı da yılmazlardı. Bir defa içlerinden biri, eli haşlandığı zaman acıdan bağırdığı için darılmış- lar, erkekliğe sığdırmadıkları bu hareketten ötürü aylarca yüzüne bakmamışlardı. Bir kere de güçlü bir arkadaşıyla kapışırken ikisinin birden eli kazana dalmıştı. Hele bir keresinde kazan dev- rilmiş, aksi tarafta itişmeyi seyreden arkadaşlarının bir- çoğunun bacakları haşlanmıştı. Bunlar korkunç oyunlardı. Ama bu korkunç oyunlarla acıya dayanmayı, çevik davranmayı öğreniyorlar, iradele- rini keskinleştiriyorlardı. Rum oğlanları gibi yalnız yiyip içip eğlenecek değillerdi ya...
Aşkın şehvetle aynı şey olduğu delili!
Cezmi Oğuz, kahvesinin son yudumunu içtikten sonra sözlerine devam etti: - Aşkın şehvetle aynı şey olduğunun kesin bir delili de vuslattan sonra ikisinin de sönmesidir. - Yıllarca süren aşklar
Aşk sebep değil neticedir...
Pusat’ın bu soruyu ciddî mi, şaka olarak mı sorduğu belli değildi. Doktor Cezmi onun bu tarafını bildiği için sakin bir ciddiyet içinde cevap verdi: - Olabilir ama aşk bir sebep değil, neticedir. Selim ilgilendi: - Aşk denen bir hal, yahut bir hastalık yok mu? - Vardır ama, dediğim gibi, aslî sebep değil, tezahürdür. Bazı insanların bazı yiyeceklere karşı allerjisi olur. Onu yedikleri zaman şuralarında buralarında kızartılar çıkar. Görünüşe bakarsan adamın derisinde bir hastalık vardır ama hasta olan derisi değil, sindirim organı veya karaciğeridir. Aşk da doğrudan doğruya bir hastalık değil, bir hastalığın görünüşüdür. - Asıl hastalık nedir? - Açığa vurulamayan şehvet duygusu... Selim garip bir duygu içinde sustuktan sonra pencereden göğe bakarak sordu: - İlâhî bir kadına veya kıza karşı duyulan aşk da nihayet bir şehvetten mi ibarettir? - Tamamiyle. Aşk, şehvetin estetik şeklidir. Onun için daha ziyade estetik kadınlara veya kızlara karşı duyulur...