«Bu yalan olmaz mı, Andrew?»
«Evet, Paul. Biliyorsun ki, ben yalan söyleyemem. İşte o yüzden onlara sen telefon etmelisin.»
«Ah, sen yalan söyleyemezsin ama beni buna teşvik edebilirsin, öyle mi? Sen gitgide daha fazla insanlaşıyorsun, Andrew.»
Andrew ne diyeceğini bilemedi. Daha önce ölmek üzere olan birinin yanında hiç bulunmamıştı. Ama bunun insanların çalışmalarının sona ermesi demek olduğunu biliyordu. Bu istemeden olan ve çaresi bulunmayan bir ‘sökülme’, ‘parçalara ayrılma’ydı. Ve Andrew bu durumda söylenebilecek uygun sözlerin neler olduğunu hiç öğrenmemişti. Sadece ayakta sessizce hiç kımıldamadan öyle durdu.
«O özgürlüğün ne olduğunu bilmiyor ki. .. Bir robot o.»
«Baba, sen Andrew'yu tanımıyorsun. O kütüphanedeki her kitabı okudu. Andrew'.nun neler hissettiğini bilmiyorum. Ama senin de neler hissettiğini bildiğimi söyleyemem. Andrew’yla konuştuğun zaman onun birçok soyut fikre tepki gösterdiğini farkedeceksin. Tıpkı sen ve ben gibi. Peki bundan daha önemli ne olabilir? Eğer birinin tepkileri seninkiler gibiyse, daha başka ne isteyebilirsin?»
Andrew, «Hiç insan olmayı tercih edeceğinizi düşündünüz mü?» diye sordu.
Operatör sanki bu soru kısıtlı beynindeki pozitronik yolların hiçbirine uymuyormuş gibi bir an durakladı. «Ama ben bir robotum, efendim.»
«Bir insan olmak daha iyi değil mi?»
«Daha iyi bir operatör olmak daha iyi olur, efendim. Bir insan olsaydım buna erişemezdim. Bunu ancak daha geliştirilmiş bir robot olsaydım başarırdım. Daha geliştirilmiş bir robot olmak hoşuma giderdi.»
«Sana emirler vermem seni kızdırmıyor mu? Sadece bir sözümle kalkmana, oturmana, sağa ya da sola gitmene neden olmak?».
«Sizi memnun etmek beni de memnun eder efendim. Verdiğiniz emir siz ya da başka bir insanla ilgili olarak çalışmamı engellerse o zaman size itaat etmem. İnsanların güveniyle ilgili olan Birinci Yasa, itaati belirleyen İkinci Yasadan daha önemli sayılır. Yoksa itaat etmek bana zevk verir... Ama.. bu ameliyatı kime yapacağım?»