Bazı bağlar, tanımını yitirdiğinde bile etkisini yitirmez; çünkü insan zihni, gerçekten temas ettiği hiçbir şeyi bütünüyle geride bırakamaz.
Zamanın işlevi unutturmak değildir. Zaman, yalnızca yüzeyde kalanları ayıklar ve geriye, tüm mesafelere rağmen varlığını sürdüren özü bırakır. Eğer bir şey hâlâ iç dünyada aynı ağırlığı taşıyorsa, o artık geçici bir duygu değil; kimliğin sessizce yerleşmiş bir parçasıdır.
İnsan çoğu zaman sustuğunu sanır; oysa bilinçdışı, kelimelerin söyleyemediğini yıllarca taşımaya devam eder. Bastırılan her ihtimal, uygun anı bekleyen görünmez bir gerçeklik hâline gelir.
Tesadüf olarak adlandırılan karşılaşmaların büyük bölümü, aslında zihnin ve kalbin asla tamamen silmediği izlerin yeniden görünür olmasından ibarettir. Çünkü unutulan şeyler değil, yalnızca üzeri örtülen şeyler geri döner.
Ve bazı hikâyeler, dışarıdan sona ermiş gibi görünse de, insanın iç dünyasında tamamlanmadığı sürece bitmiş sayılmaz. Onlar, iki ruh birbirini yeniden tanıdığında değil; birbirlerinin içindeki değişmeden kalan yeri fark ettiğinde devam eder. Çünkü gerçek bağlar kopmaz; yalnızca zamanı geldiğinde yeniden hatırlanır