12 Mayıs 1896, Camille Claudel sergiye gelmedi. Ne kendisi geldi ne de başka biri mermerden Konuşkan Kadınlar’ı getirdi. Son ana kadar beklenmişti.
Neredeydi? Dostları, akşam atölyeyi tümüyle boş buldular. Batan güneşin altında, Konuşkan Kadınlar tüm ihtişamı ve parlaklığıyla bitmiş duruyordu. Kırmızı, ipek bir elbise askıda duruyordu. Üzerinde bir etiket vardı. Kiralık bir elbiseydi.
Fakat bu insan artık yazmak istemeyen bir yazardı, çünkü yazılı kelimenin insan doğasında herhangi bir şeyi değiştirebileceğine inanmıyordu. Devrimci değildi, dünyayı düzeltme peşinde değildi; devrimin dünyayı düzeltbileceğini inanmıyordu. Bir keresinde, insanlar aynı kaldıkları sürece sistemleri değiştirmenin anlamı olmadığını söylemişti. Başka bir şey istiyordu. Kendini değiştirmek istiyordu.
Ve uzak geleceğe bakıp uzun vadeli hesaplar yaptıkları için de asla mutlu olamıyorlardı. Sadece anı yaşayan huzurlu olur. Tıpkı sadece Tanrı’ya inanmayan ateistin ölümden korkmaması gibi.