İşlam siyaset teorisi, yönetsel alana dair birtakım düzenlemeler içerse de tarihsel deneyim, bu düzenlemelerin dogrudan dini otoritenin ikamesi değil; daha çok siyasetin dünyevi, egemenliğini sağlama amacını taşıdığını ortaya koymaktadır. Oysa Batı tarihinde kilise, yalnızca uhrevi bir liderlik değil. aynı zamanda dünyevi otorite iddiasıyla da öne çıkmıştır.
Sekülerlik tartışmalarında İslam'a atfedilen bir diğer husus ise bireysel kurtuluştan ziyade kolektif kurtuluşu önceledigi ve bireysel yorum ve arayışlara kapalı olduğu yönündedır.
Ancak Müslüman toplumlarda kolektif kurtuluş düşüncesinin esas itibarıyla sömürgeci ve emperyalist istilaların ardından geliştigi gözlemlenmektedir. Bu sürece eşlik eden bir diğer etken ise yöneticilerin büyük oranda dışa bağımlı, işbirlikçi karakteri ve bununla bağlantılı olarak uygulanan katı seküler ya da otoriter laiklik politikalarıdır. Bu bağlamda siyasal kurtuluş düşüncelerinin güçlenmesi anlaşılabilir hale gelmektedir. Tarihsel süreçte baskı, istibdat ve zulüm altında kalan toplulukların mehdici veya mesiyanik beklentilerle başlattıkları isyan hareketleri, sekülerleşme sürecinin siyasal yönünü de açığa çıkarmaktadır.