Aziz Bulut

İşlam siyaset teorisi, yönetsel alana dair birtakım düzenlemeler içerse de tarihsel deneyim, bu düzenlemelerin dogrudan dini otoritenin ikamesi değil; daha çok siyasetin dünyevi, egemenliğini sağlama amacını taşıdığını ortaya koymaktadır. Oysa Batı tarihinde kilise, yalnızca uhrevi bir liderlik değil. aynı zamanda dünyevi otorite iddiasıyla da öne çıkmıştır. Sekülerlik tartışmalarında İslam'a atfedilen bir diğer husus ise bireysel kurtuluştan ziyade kolektif kurtuluşu önceledigi ve bireysel yorum ve arayışlara kapalı olduğu yönündedır. Ancak Müslüman toplumlarda kolektif kurtuluş düşüncesinin esas itibarıyla sömürgeci ve emperyalist istilaların ardından geliştigi gözlemlenmektedir. Bu sürece eşlik eden bir diğer etken ise yöneticilerin büyük oranda dışa bağımlı, işbirlikçi karakteri ve bununla bağlantılı olarak uygulanan katı seküler ya da otoriter laiklik politikalarıdır. Bu bağlamda siyasal kurtuluş düşüncelerinin güçlenmesi anlaşılabilir hale gelmektedir. Tarihsel süreçte baskı, istibdat ve zulüm altında kalan toplulukların mehdici veya mesiyanik beklentilerle başlattıkları isyan hareketleri, sekülerleşme sürecinin siyasal yönünü de açığa çıkarmaktadır.
Sayfa 112·Kitabı okudu
Reklam
Leger'de sekülerleşmeyi inancın yok oluşu ya da çöküşü olarak değil de aksine geleneksel otoritenin yerine bireysel akıl ve inanma biçimlerinin öne çıkması şeklinde açıklar. Ona göre din nesiller boyu aktarıla gelen kolektif bir hafızadır. Din ve inanclar bir hafiza zinciri olarak aile, cemaat ve kurumlar üzerinden ritüeller aracılığıyla devam ettirilir. Hervieu-Légere göre sekülerleşme modern toplum hayatında bu hafıza zincirinin kırılmasıyla ortaya çıkar. Bu bakımdan kolektif hafızanın, geleneğin otoritesi ve din, özellikle geleneksel kurumların etkisizleşmesi, bireyselleşme ve rasyonelleşmenin artışıyla sarsılır. Ancak bu sarsılma ile din bütün olarak ortadan kalkmaz sadece dönüşüme uğrar. Din daha çok ortak kuşatıcı dil olmaktan çıkar, toplum dini referansları giderek unutur ve bir hafıza kaybı yaşar. İnançlar kolektif bir miras olmaktan çıkarak kişisel yorumlar ve tercihler konusu haline gelir; insanlar kendi inançlarını kendileri inşa ederler.
Sayfa 64·Kitabı okudu
Batılı sekülerleşme dünya tasavvuru ve yaşam süreçleri bakımından farklı bir geleneği temsil eder; bu gelenek içinde dini kurumlar ile siyasetin gerilimli ayrışma pratikleri belirgin bir karakterdir. Benzer kurumlaşma ile ruhban-laik gerılimi ve çatışması bulunmayan toplumlarda sekülerleşmenin siyasal boyutu zayıf olacaktır. Ancak bu beklenti geç modernlik sarmalına girmiş toplumlarda beklenenin aksine modernliğe erişimin zaruri şartı olarak görüldüğü için gerçekleşmemiş, sekülerlik siyasi proje olarak toplumsal ve kültürel yapıların dönüşümü için araçsallaşmıştır.
Sayfa 50·Kitabı okudu
Hıristiyanlıkta asli-birincil sekülerleşmenin haddizatında Aziz Paul'un müdahalesiyle daha erken dönemde peygamber, din, şeriat ve sünnetin yitirilmesiyle başlamıştır. Arızî-ikincil sekülerleşme döneminde ise Aydınlanmayla birlikte religion, teoloji ve gelenek kavramlarının yerine ideoloji, kültür ve medeniyet kavramları almıştır. Gencer, kadim paradigma olan Sünnet'in Katoliklerde gelenek (tradition), Civitlerde medeniyet (civilisation) ve Protestanlarda kültür kavramına dönüştüğünü daha doğrusu sekülerleştiğini savunur.
Sayfa 44·Kitabı okudu
Eğer çevremdekilerin bir kesimi de sakatlığımı unutup, beni kendileri gibi bir birey olarak görmeye alışsalar, belki de geçmişi özlemeye zorlanmazdım. Oysa bu olamıyordu. Sakatlık dışında insanlığımın tüm boyutlarının olduğu gibi yerinde durduğunu sergilemek için gösterdiğim tüm çabalar bir iki sözcük ya da yalın bir tepki ile boşa gidiyor gibi oluyordu.
Sayfa 132·Kitabı okudu
Edebiyat
Reklam