Milattan Önce 3800
Ludari tarlanın ortasında çömeldi ve yerden bir avuç toprak aldı. Susuzluktan çatlamış, kurumuş olan toprak elinde ufalanıp toz oluyor ve adeta susuzluktan isyan ediyordu. Yanı başında dikilen Zabar yüzünü buruşturarak konuştu:
"Hemen yağmur yağmazsa bu sene de işimiz çok zor kardeşim. Ektiğimiz hiçbir ekin tanesi çıkmayacak. Tanrıların kızgınlığı neden bu kadar uzun sürdü acaba? Sofraları her daim dolu. Her türlü hayvan kesilip önlerine konuluyor, ne istiyorlar, ne istiyorlar? Ayrıca ezelden beri hiç durmadan akan iki koca nehir de kurumak üzere. Yakında içecek su bile bulamayacağız. Bahçemizde sebze yetiştiremezsek uzak diyarlardan gelen tüccarların mallarına bir servet ödemek zorunda kalabiliriz. Bolluk bereket kalmayacak, bir şeyler yapmak lazım."
"Evet Zabar bir şeyler yapmak lazım ama ne? Tek bildiğimiz ekip biçmek. Yıllarca bu bize yetti ve arttı bile. Hatırlıyorum da çocukluğumda bütün kent bolluk ve huzur içinde yaşardı. Ama bu bitmek bilmeyen kıtlığı gelip geçici sandık. Tanrılar nasılsa bizlere acır diye düşündük, daha çok yağmur gönderirler sandık. Ama yağmurlar son yıllarda iyice durdu. Topraklar susuzluktan çatladı. Bütün tarlalar büyük büyük kayalara döndüler. Ne yapmak lazım Zabar, ne yapmak lazım."
"Haklısın, ben çok küçük bir çocukken o kadar çok yağmur yağardı ki babalarımız senede iki hatta üç ürün bile alırlardı. Onlardan kalan altınlar ve gümüşler olmasa bu zamanlara çok zor...