Sabahattin Ali okuduğunuzu fark ettim. Eğer henüz Orhan Pamuk'un eserleriyle tanışmadıysanız, mutlaka okumanızı öneririm. Kalemini çok beğeneceğinize eminim.
Mutluluk arayışı öylesine kişisel bir meseledir ki, her köşede ve her an aranması gerektiğine tüm kalbimle inanıyorum. Ne yazık ki, çoğu insanın mutluluğu uzaklarda aradığını görüyorum. Genellikle hedefler belirler, onlara ulaşmak için çabalarız; ancak birçoğuna ulaşamaz, ulaştıklarımızda ise genellikle anlık bir mutluluk yaşarız. Oysa mutluluk, çoğunlukla tam da yanımızdadır. Günlük yaşamın en sıradan anlarında, en basit detaylarda kendini gösterir.
İnsanlar, mutluluğun sadece büyük başarılar, yüklü miktarda para veya olağanüstü olaylarla geleceği yanılgısına düşer. Bu yanlış düşünce, bizi kendi içimize dönüp asıl mutluluk kaynağını bulmaktan alıkoyar. Sürekli olarak dışarıda, ulaşılması zor hedeflerin peşinden koşarız.
Bu durum, mutluluğu bir varış noktası olarak değil, bir yaşam biçimi olarak görmenin önemini gösterir. Mutluluk, bir hedefe ulaşıldığında hissedilen geçici bir duygu değil, bir yolculuktur. Her adımda, her nefeste keşfedilecek bir durumdur. Belki izlediğin bir filmde, samimi ve tatmin edici bir sohbette ya da gün batımının muhteşem kırmızısında gizlidir. Onu karmaşık formüllerde, büyük denklemlerde aramak yerine, küçücük anların kıymetini bilmekle her şey başlar. Bu nedenle içimize dönerek, sahip olduklarımızın değerini bilerek ve geleceğin hayalini en iyi şekilde dikerek ve huzur dolarak minnettar bir kalple yaşamanın en doğru yaklaşım olduğuna inanıyorum. Böylece her gün, her an, mutluluğu yanı başımızda bulabiliriz. 🫠
Dar bir odada, kendi kendime fısıldadığım itiraflar.
İyi okumalar ve yorumlar. 😘
Bilgi ve farkındalık; yanına sadece cehaleti ve mutsuzluğu alır dediler,
İnanmadım, bu fikre öfkeyle karşı çıktım.
Sandım ki cehalet sadece uyuşuk insanların, düşünmeyen kalabalıkların işidir,
Bilmek ise insanı diğerlerinden ayırır, yüceltir...
"İnsan mutsuzluğu bilgide bulmaz ancak farkedebilir" diye kendimi kandırırken,
Aslında en büyük cahilliği kendi içimde büyütüyormuşum.
Bİlakis son günlerde anladım; ruhum artık daha fazlasını kaldıramıyor,
Bir şeylerin farkına varmaktan, gerçekleri görmekten ölesiye korkuyorum.
Bile isteye kaçıyorum hayattan, kendi karanlık odama hapsediyorum kendimi,
Gözlerimi kapatınca her şeyin düzeleceğine inanacak kadar acizim.
Bu korkakça kaçış, o küçümsediğim cahilliğin ta kendisi belki de.
Ruhum, bilmenin getirdiği o ağır yükün altında eziliyor.
Belki de gerçek ceza; her şeyi görüp de hiçbir şey yapamayacak kadar yorgun olmaktır.
Her şeyi görmek diye bir şey yok. Ki her şeyi gördüğünü iddia ediyorsan iyilikleri ve sevgiyide görmen gerekir ve her şeyi değiştireceğini zannedip yorgun olmak yerine, elinden gelenin en iyisini yap ve bir iz bırak.
Haklı olabilirsin belki de sadece görmek istediğim yere bakacak kadar körleştim, ama bu bir vazgeçiş değil sadece çok yorulmuş bir ruhun duraksaması garip olan şu ki; çocukluğumdan beri insanlara tepeden bakan o (küstah) tiplerden nefret ederdim, şimdi dönüp bakınca kendimi tam da o nefret ettiğim yerde, kendi paradoksumda buldum. Yine de pes etmedim, iradem yerinde. Sadece şu an o bahsettiğin iyilikleri görecek halim yok, biraz bu karanlıkta dinlenmem lazım🫠. yaşım küçük olabilir ama insanları görmek istememe duygusu için bir yaş değil kotası doldurulmuş kalabalıklar yetiyor. Bir ergen gibi size burda kendimi ve düşüncemi haklı çıkarmaya uğraşabilir ve ama biliyorum haklı olan sizsiniz ( Tabiki şimdilik ve yalnız sizin'ler' bakış açınızla).