Kişinin gönülde kendisi olmak sevginin başlangıcı, sevgilide kendisi olmak ise sonu olmalıydı. Birincisi hamlık, ikincisi olgunluk ve pişmeydi çünkü. Kişi sevgiyle varlığını, ama aşk ile hakikatini tanıyordu. Çünkü aşk , kendisinden geçip sevgilideki gerçekliğe ulaşmanın adıydı. Eğer aşık kendi gerçekliğine sevgilide eriyerek ulaşabiliyorsa ayrılık ve kavuşma, eder veya kabul, karar veya irade, açılma veya kapanma ortadan kalkıyordu, Bu durumda sevgiliden başlayan yollar yine sevgiliye gidiliyordu ki galiba aşk dedikleri şey de bu idi.
Vıcık vıcık yüzeysellik yayan şu “kişisel gelişim” kitaplarının bağırıp durduğu “istersen yaparsın “! Sözü tam bir kandırmacaydı. İnsan ancak yapabileceğini isterdi. “İstemek” kavramı, “dilemekte” ten ve “hayallere dalmak” tan farklı bir şeydi. Bedelini göze almakla, gereğini yapmakla ilgili bir şeydi.