"Güzel Paşam. Ben de böyle düşünüyordum. Ancak, üç dört arabaya
ihtiyacımız var. Bugün belediye reisi ile görüştüm. Ucuzca bize araba temin
edecek. Fakat 400 lira kadar bir paraya ihtiyacımız olacak." dedim ve ilave ettim: "Tabii yol boyunca ve Sivas'ta da paraya ihtiyacımız olacak. Kasamızsa malum !"
Paşa'nın bu anda üzgün bir sima edindiğini gerçekten üzülerek hissettim. Kaşlarını çatarak ve dişlerini sıkarak gözlerini masanın üzerinde duran kahve fincanına dikti ve hafif bir sesle:
"Evet bir de para meselemiz var..." diye söylendi. Onun bu ânını ve bu halini görüp de üzülmemenin imkanı yoktu. Bir millet mücadelesinin ve bir millet kurtuluşunun yolunda üniformasına ve kesesindeki sekiz yüz lirasına kadar maddi her şeyini kaybeden ve bütün, zekâ, enerji ve mana kudretini büyük idealine yönelten bir adamın artık hiç olmazsa para konusu ile ilgisi olmamalı: bin bir sıkıntı içinde onu düşünmekten azade bulunmalı idi.
Onun içindir ki, Paşa'nın:
"Evet, bir de para meselemiz var..." deyişindeki ızdırabı hisseder etmez,
onun daha çok üzülmesine, düşünmesine fırsat vermemek için:
"Paşam, siz bu mevzularla meşgul olmayınız. Elbette bir tedbir düşüneceğiz." [...]