Müezzin ikindi ezanını okumaya başladığında, bir şey hatırlamış gibi başını kaldırdı. "Geç oluyor!" dedi. "İstanbul'a gidecek bir dolmuş, otobüs falan bulmam lazım."
"Aslına bakarsan" dedim, "seni İstanbul'a bu külüstür arabayla bırakabilirim, daha rahat olur ama..."
Sustu, ne diyeceğimi bekledi.
"Eğer" dedim, "bu akşam kalırsan sana dünyada duyup duyabileceğin en büyük aşk hikayesini anlatırım."
"Yok!" dedi. "Kesinlikle olmaz. Zaten ailem merak ediyor, yarın da gazeteye gitmem gerekiyor. Olmaz."
"Peki" dedim. "Çantanı, iPad'ini falan evden alalım, seni götüreyim."
Bir süre hiç konuşmadık. Evin önüne geldiğimizde, tam kapıyı açarken "Kimin hikayesi bu?" diye sordu hafif bir sesle.
Kardeşimin hikayesi olduğunu söyledim.
Birine aşık olmak, gözü bağlı olarak, bir uçurumun kıyısında yürümek demektir. Başına neler geleceğini hiçbir zaman bilemezsin. Sonu ölüm de olabilir, cinayet de, intihar da.