Gerçek hayattan kopmuş biri olarak kendi köşemde, ruhen çürümüş kendi yer altımda, kendi yarattığım kini içime akıta akıta , hayatımı nasıl per perişan ettiğimi anlatmanın hoşa giden bir yanı olabilir mi? Ayrıca romanda da bir kahraman gerekiyor. Oysa benimkinde tam tersine bir kahramanın karşıtı olan ne varsa, özellikle bir araya getirilmiştir. Bu, bizim gibileri anlamanın en doğru yoludur. Bizler hayata olan alışkanlığını kaybettiğimiz, topallayarak yürüdüğümüz için yazdıklarım etkili olacak. Bizim hayata karşı duyduğumuz yabancılaşma gerçek hayattan tiksinecek, onun ismini bile duymak istemeyecek derecededir.
Özetle; ailede başlayan bir önyargı, sevgisizlik ve alay edilip , dışlanma ile başlayan arkasından ailesiz kaldığı için daha da içine kapanmış, insanlarla yüz yüze konuşmak yerine tüm olayları içinde yaşayan ve hayatı bodrum dairesinde dört duvar arasında kendince güvenli bulan bir karakter ile tanıştım. Sürekli kendini aciz görmesi ve olumlu davranışları dahi kötüye yorması okuru irite edebilir ama kitaptaki bir cümle bakış açını değiştiriyor.
"Bir insan başkasını kınamadan önce hayatın ne olduğunu bilmelidir... "