Trajik günler, trajik olmayan öteki günler gibi başlarlar. Bir rutindesindir, senin kişisel rutinindir bu ama gün gelir hayat seni var olduğunu bilmediğin bir yere ve zamana fırlatıverir. O sesi son kez işiteceksin, o yüzü son kez göreceksindir ama sen bunu bilmezsin ve günlerin sıradanlığı içinde yaşarsın.
İnsanın günün birinde anne ve babasını kaybedeceğini bilmesi, düzen dahilinde geçerlidir, gene de gerçekleştiği zaman ne yapacağını bilememek halini hissetmemek mümkün değildir. Ansızın yapayalnızım, senden önce bu yoldan yürümüş birileri artık yok. Geleceğin sana ait ve eğer belirlenmiş bir geleceğin yoksa, bu bir sorun haline geliyor. Her şey omuzlarına çöküyor, eğer omuzların güçlü değilse çökebilirler.
Ne yazık ki insanların hayatları öyle kolay bir toplama işlemiyle düzene sokulamıyor. Aksine gizemli nedenlerle bir çıkarma işleminin gücü bizi sıklıkla kendine çekiyor.
İnsanların hayatlarında açılan en yanıltıcı tuzaklardan biri budur: Bir başkasının ayakkabısını giymek, onunla ilerlemek; küçük de olsa, dar da gelse, can da yaksa onunla yürümeye devam etmek.