"Çünkü siz her çeşit düşüncenin, dünya görüşünün pek hamarat, pek sadık uşaklarısınız da ondan. Düşüncelerle cebelleşerek değil, onlara ayak uydurarak yaşıyorsunuz. Soluduğunuz hava aslında düşünce devinimlerinin temizlediği hava olmalı, oysa siz düşünce devinimlerinin tozlandırdığı havayı soluyorsunuz."
Yaşam bizim için can sıkıcı, bıktırıcı, ağır bir yük gibidir. Onu taşırken ahlar oflar, yükümüzün ağırlığından dolayı durmadan sızlanırız. Yaşamayı sevenimiz var mıdır, dersiniz? Yaşamayı sevmek mi? Sözü bile kulağınızı tırmalıyor, değil mi? Hayır, biz okumayı, tartışmayı severiz; gelecekle ilgili düş kurmaya bayılırız. Demek oluyor ki biz yaşamı platonik, döl vermeyen bir seviyle, seviyoruz...
Son derece gelişmiş aklın saf duyguları körelttiği gerçeğine kim karşı çıkabilir ki? Hatta daha da ileri gidip aklın, içgüdüleri bile yok ettiğini söyleyebiliriz... Duyguların özsuyuyla beslenen akıl bir asalak olmamakla birlikte, içgüdülerimizin şahdamarına yerleşmiş gibidir. Aslında akıl duygulara karşıt olmayıp tıpkı duygular gibi insanın kendisini tanımasına yöneliktir.