Heathcliff

Heathcliff
.. düşüncelerimin ve sözcüklerimin etrafına çit çekmek istiyorum ki, bahçeme domuzlar ve bağnazlar giremesin! instagram.com/bertay27
Bu kitaplar neden tozla kaplı? Niçin eşyalar karmaka­rışık? Bir şey aradığımda neden her tarafı karıştırmam lazım? Görevlerinizi yarım yamalak yapıyorsunuz, iş­lerinizi başkalarına bırakıp sizi ilgilendirmeyen şeylere burnunuzu sokuyorsunuz. Mükemmel doğrusu! Hadi işinize bakın ve dilinizi tutun.
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Dertlerin en acısı, çünkü ümit vermiyor; dertlerin en kor­kuncu, çünkü kendi kendini besliyor ve bir dôstun verdi­ği ilacı bile kabul etmiyor, öyle bir dert ki, dudakları cen­net meyvelerinden daha tatlı zehirlerle soldurur, en katı yürekleri Kleopatra'nın incisi gibi eritip bir gözyaşı seli haline getirir, öyle bir dert ki, bütün merhemler, bütün bilgiler bir araya gelse ona deva olamaz. Öyle bir dert ki, esen rüzgarla, solmuş bir gülün kokusuyla, bir şarkının nakaratıyla beslenir, tıpkı bahçenin bütün çiçeklerinden bal toplıyan bir arı gibi, ıstıraplarının ezeli gıdasını etra­fında bulduğu her şeyden alır.
Ben neden böyleyim? Eski bir özdeyiş çapkınlar için tüm kadınların birbirine benzediğini söylemiyor mu? Peki, neden birbirine benzeyen aşkların sayısı bu kadar az? Neden bu kadını senin seveceğin gibi sevemiyorum? Octave sen onu tıpkı benim bir başka kadını sevebile­ceğim gibi sevecektin. Tüm bunlara hiçbir anlam ve­remiyorum. İki mavi göz, iki kırmızı dudak, beyaz bir elbise ve iki beyaz el. Niçin sana neşe, heyecan veren, seni bir mıknatıs gibi çeken şey, beni böyle hüzünlü, hareketsiz kılıyor? Bir şeyin neşeli ya da hüzünlü oldu­ğunu kim söyleyebilir? Hakikat gölgeden başka bir şey değil. Hayal ya da çılgınlık, ne dersen de, onu güzelleş­tiriyor. O zaman çılgınlık güzelliğin kendisi oluyor. Her insan baştan aşağı şeffaf bir örtüye bürünmüştür, onun içinde yürür; etrafında ormanlar, dereler, ilahi çehreler gördüğünü hayal eder; uçsuz bucaksız tabiat gözlerinin önünde binbir renkle sihirli bir halı gibi serilir
Bende eksik olan huzur ve kayıtsızlık, insan gamsız olun­ ca hayat bir ayna gibidir; her şey ona bir an için yansı­dıktan sonra üstünden kayıp gider. Bir borç bende bir vicdan azabı halini alır. Sizin bir eğlence saydığınız aşk benim bütün hayatımı altüst eder. Ah dostum, benim gibi sevmenin ne anlama geldiğini asla bilemeyeceksin. Çalışma odama hiç girmiyorum; bir aydır gece gündüz bu evin etrafında dolaşıyorum. Ay yükseldiğinde birkaç mütevazı çalgıcıyı bu meydanın bir köşesine, şu küçük ağaçların altına getirip serenat yaptırırken, Marianne'ın güzelliğini öven şarkıları dinlerken, neler hissettiğimi bil­ sen ... Asla pencerede görünmedi, güzel alnını asla pan­jura dayamadı.
Hayalinde ip üstünde oynayan bir cambaz canlandır; sırmalı pabuçlar giymiş, sırığı elinde, yerle gök arasında duruyor. Sağında solunda kupkuru, ihtiyar yüzler, cılız, uçuk hayaletler, durup dinlenmek bilmeyen alacaklılar, akrabalar, metresler ... Bir sürü garip yaratık eteğine ya­pışmış , öteye beriye çekiştiriyor, dengesini bozmaya ça­balıyor. Etrafına anlamsız sözler, süslü, abartılı kelimeler üşüşüyor; uğursuz kehanetler bir bulut halinde siyah ka­natlarıyla gözlerini kaplıyor. O yine doğudan batıya, bir tüy kadar hafif yürüyüşüne devam ediyor. Aşağı baksa başı dönüyor, yukarı baksa ayağı kayıyor. Rüzgardan hızlı yürüyor; kendisine doğru uzanan bütün ellere rağ­men, o kendi elindeki neşe dolu kadehten bir damla bile dökmüyor. İşte benim hayatım sevgili dostum; işte ben buyum.