Anna Polonya'da dilbilim profesörü babasıyla yaşayan bir kız. Birgün babası gidiyor ve bir daha dönmüyor. Sonrasında ise Anna kırlangıç adamla tanışıyor, uzun bir yolculuğa çıkıyorlar. Kitabı okurken çok üzülmüştüm. Savaşın ortasında küçük yaşta bir kız. Sonlara doğruysa çok daha duygulandım ve hatta gözlerim doldu. Tek beğenmediğim kısmı sonu biraz yarım kalmış yazar devamını yazacaktır belki bilmiyorum. Bir de kırlangıç adamla ilgili bildiğimiz şeyler o kadar az ki. Hayatını, yaptıklarını falan daha çok bilmek isterdim.
Alıntılar;
**Savaş savaştır ve bir çocuğu dünyadan sonsuza dek korumak mümkün değildir
**Anlayabildiği kadarıyla işler bu şekilde işliyordu. İnsanın bildikleri uzun süre aynı kalmıyor, bekledikleri kayboluyordu.
**Çocukların yardımı olmadan dünyayı anlamaya çalışanlar, maya olmadan ekmek yapmaya çalışanlara benzer
**Ne yapmak istiyor olursan ol, aradaki fark sadece kelimelerde. Ona doğru gitmek benden uzaklaşmak demek.
**Her insan kendi ruhunun bekçisidir
**Hayal kırıklığı ağır olsa da insanın bavuluna koyup kolaylıkla kaldırabileceği bir şeydir, kenarları düzgündür ve daima kalan boş yere sığar