Geçen her dakika, her saat, her gün ve ay sadece acı kusmuştu esirler için. Ve onlar bu olanları kaderin bir cilvesi olarak görüyor, çoğunlukla sabrediyorlardı.
Sabır tek sermayeleriydi çünkü…
Ufukların bulanıklığı akşamleyin sarımsı bir kızıllığa terk etti yerini. Parlamaya başladı yıldızlar gökyüzünün engin derinliklerinde. Yıldızlı gök daha bi güzeldi şimdi. Fakat onlar, bunların hiçbirisiyle ilgilenmiyorlardı. Zihinleri hep acılarla meşguldü çünkü.
Kim olduğunu bilmedikleri canavar, çocuk, yaşlı, genç dememiş; Müslüman oldukları rahatlıkla anlaşılan bu insanların başlarını gövdelerinden ayırarak mumyalamış ve getirip bu kutulara koymuştu. Bir Ermeni’nin işi olabilirdi ancak bu.