"Fazla üzülme edebiyat hevesi olarak kabul et gerçek sayma bunları mustarip bir ruhun çırpınmalarını ifade etmekten çok okuyucuların duygularını kötüye kullanmak isteyen acemi bir yazarın karalamaları"
Selim'e, Turgut'a, Gunseli'ye, Tutunamayanlara üzülürken okudum bu satırları. "Acemi bir yazar" olan Ataycım ilk kitabını bir hevesle yazmıştı ve "edebiyat hevesi" olarak okumamı istiyordu "karalamalarını". Ama bence bunlar mustarip, ince bir ruhun çırpınışından başka bir şey değil. Hatta kitaba kendimi öyle kaptırdım ki bir yerden sonra depresyonruhaligillerden bir duygu yaşarken buldum kendimi. Tabi hicivleri, taslamalarıyla da gulumsetti traji komik halimize. Anlatılanlar bugün de değişmedi. "Hesaplaşma vakti" henüz bugün de gelmedi.
Selim'in sürekli kendini acındıran, mücadeleden yoksun ruh haline bazen kızdığımı da söylemeliyim. Çokça da bencildi Selim. Kendisinin zavallığını, bicareliğini düşündü. Kendisini kimselerin anlamadığından yakındı durdu. Günseli ona dost olmuşken onu düşünmedi, Annesini, düşünmedi ve "bir adam ateş etti.
Okurken çok etkilendiğim bir kitap oldu. Selim'in insan özlemini, yoksunluğunu ve isyanını çok iyi anladım. Benim de bir tutunamayangillerden olmanın verdiği huznuyle bitirdim kitabı. İçinde birazcık Selim'lik olmayanın da kitabın "kasvetinden" sıkılıp bırakacağını düşünüyorum. En çok yarım bırakılan kitap olma vasfını bu yüzden haiz. En azından altını çizdiğim yerleri tekrar okurum diye düşünüyorum:)
Size de iyi okumalar.