Ah Türkan…
Hayatının daha en başından kabullenmişliklerle başlayan ve ta ki âşık olduğu adam Orhan’ı kaybedene kadar böyle devam eden bir hayatın nasıl değiştiğini anlatmış, Türkan’ı anlatmış bize Melisa Kesmez.
Küçük bir kasabada büyüyen ve ilk aşkı olan Orhan’la yıllar sonra evlenme noktasına gelip hayatının mutluluğunu yaşayan Türkan, hep ona sunulanla, olduğu kadarıyla yetinmeyi bilmiş. Fazlasını istememiş ya da “neden yok?” dememiş. Ona makul görüldüğü kadar sevilmiş, değer verilmiş. Tomurcuk olarak kalmış hep. Büyümesine, çiçek açmasına izin verilmemiş; hoş, o da istememiş zaten.
Orhan öldükten sonra karavanıyla çıktığı yolculukta çiçeklenmeye, aslında çiçek açabileceğinin farkına varmaya başlıyor. Görüldüğünü, sevildiğini, önemsendiğini ilk defa hissediyor. İnsan bazen fark edemiyor ya da fark etmek istemiyor. Bakıyor ama göremiyor. Aslında en başından beri belli, bilinen bir şeyken; kaybetmek istemediği için, kendi sevgisinin yeteceğini düşündüğü için kalıyor.
Üzüldüm Türkan’ı okurken. Bağrıma basmak, kollarımla sımsıkı sarmak, saçını okşamak istedim. Çiçek açtığını görmek de beni çok mutlu etti.
Dili oldukça akıcı ve o duygular ince ince işlenmiş, anlatılmış. Çokça beğendiğim; okurken hüzünlendiğim, bazen de tebessüm ettiğim bir kitap oldu.
Hayatlarımızın hep çiçek açması ve rengârenk bir çiçek bahçesine dönmesi dileğiyle…
Keyifli okumalar