Mansur!
Âlemden gizli tek bir sırrım kaldı. İçimdeki kıyamet! Kimse bir şey bilmiyor. Bakma kıvranışlarıma! Bakma ağzımın dikişlerinden sızan hırıltılara! Bakma beni çıldırıyor sanmaları! Bilmiyorlar. Söylemiyorum. İstesem de söylemem. Söylesem de bir şey anlaşılmaz.
Mansur! O benim meğer
kurbanımmış.Gafletimin değil,en ahmak tarafımın,sanatımın kurbanı! Eserimi niçin yazdım? Onu öldürmek için mi? Onu niçin öldürdüm? Eserimi yazdığım için mi?
Bu bir fecir miydi?
Haktan kaynaklanmayan geçici bütün ağarma ve aydınlanmalar, hiç şüphesiz ki fecir değildi. Rabbimizin "Fecre andolsun" (89-Fecr 1) buyruğu ile üzerine yemin edilen fecr, haktan kaynaklanan bir ağarma, haktan kaynaklanan bir aydınlanmaydı.
Aslında insan için dünya o kadar yabancı değildi çünkü insan cennetteyken,enfüsi özde de olsa,eşya ve çevre kavramına yabancı değildi. Ama dünyada asıl karşılaştığı yabancı unsur,zamandı. İşte ilk defaydı ki insan dünyada olduğunu anlıyordu. Zaman, dünya hayatının öteki dünya hayatına karşıtlığını en keskin renklerle ortaya çıkaran yeni bir ayraçtı.