Uzandığımız zeminden görebildiğim tek yer beyaz bir tavan şimdi
Ve ben, ölmek için doğmadım, doğmak için öldüm.
Hepiniz gibi…
.
.
Wattpad - BiCeruVar
Çizgi Studio - BiCeruVar
Kitappad - BiCeruVar
"Tarif etmeyi deneyeceğim." başının yana eğdi ve bakışlarını uzaklara dikerek dikkatle yanıt verdi. "Kitap okumak..." Kaşlarını çattı ama doğru sözcükleri bulunca alnındaki çizgiler kayboldu. "Bir trene ya da bir gemiye binmeden bir yere gitmek, yeni ve muhteşem dünyalar keşfetmek gibidir. Size ait olmayan bir hayatı yaşama ve her şeyi bir başkasının bakış açısından görme fırsatıdır. Başarısızlıkların sonuçlarıyla yüzleşmeden, en iyi şekilde başarılı olabileceğinizi öğrenmektir." duraksadı. "Bence hepimizin içinde bir hiçlik, doldurmayı bekleyen bir boşluk var. Benim için bunu dolduran şey kitaplar ve anlattıkları deneyimler."
İkinci Dünya Savaşı sırasında Londra'da olsaydınız neler olurdu?
Her şey Farringdon İstasyonunda duran bir trenle başlardı...
Pek bilmediğiniz bir yerde, annenizin yakın arkadaşının evine kısa süreli taşınırdınız, savaş yüzünü henüz göstermemiş, bilincine varmamış olurdunuz...
Kurduğunuz hayaller varken çalışmaya başlamak için elinizde bir tavsiye mektubu dahi olmazdı.
Ve karşınıza annenizin yakın arkadaşı Bayan Weatherford bir fırsat çıkarırdı.
Primrose Hill Kitapçısı'nda tavsiye mektubu alabilmek için altı aylık fakat tükenmek bilmeyen bir çalışma serüveni...
Üstelik hiç kitap okumamış biriyken, tadını almamış, içindeki öyküye ve dünyaya asla kapılmamışken...
Öyle bir kitaptı ki, iyi ki Grace kadar geç tanışmadım kitaplarla, dedim...
Birleştirici gücünü bir kez daha anladım sayfaların.
Her bir karakteri değerli, acılı, sancılı... Hepsi ama hepsi başka bir suret ve farklı bir yüzümüz...
Savaşın ortasında, yıkık dökük binalar arasında, verilen binlerce kayıpla, Londra'da kendini bulan bir kadının hikayesi...
Artık Londra'nın Son Kitapçısı Evans & Bennett in hikayaesi...
Yıkıntıların arasındaki umuda tutunanların hikayesi...
Acıların anıtı gibi Hatice. Kalbinde ince sızı, bir türlü ulaşamadığı dört direkli Gülcemal'i, kumanne olan Hacer'i, cümbez de sallanması, kalbinde saklanması...
Distopya olsa, okudum geçtim, dersin. Ama gerçek işte. Öyle denilip geçilmiyor... Her bir cümlesi geçmişi de şimdiyi de acıtıyor...
Eskidenmiş, demek vardı unutmak icin kitabı. Biliyorsun ki hala var, diyemiyorsun. Bu kitapta ırkta yok oluyor, köken de... Bir tek kadın olmak kalıyor elimizde.
Neyse ki Hatice'ye, Suların Sultanı diyorlar, Süleyman'ı aklının köşesine kazıyorlar, Lâl diyorlar ve Gülcemal'e yüzen balık oluyor en sonunda. Kurşuni, parlak bir balık... Beyaz ağlara takılan bir balık...