Roman, zamanı parçalara ayırarak savaşın insan zihninde nasıl kırıldığını gösteriyor; geçmiş, şimdi ve gelecek birbirine karışıyor.
Billy Pilgrim sahneden sahneye sıçrıyor; hangi anın gerçek, hangisinin bilinç kırılması olduğunu seçmek giderek zorlaşıyor.
“Oluyor işte.” ifadesi sürekli tekrar ederek savaşın anlamsızlığını, insanın duygularının nasıl donduğunu hissettiriyor.
Anlatı, savaşın ortasında açlığın, ölüm korkusunun ve çaresizliğin bir anda belirip yok olduğunu gösteriyor; hafıza da aynı hızla kesiliyor.
Tralfamadorlular roman boyunca hem metaforik hem olası bir gerçeklik olarak duruyor; anlatı bilinç ile hayal arasında kayıp gidiyor.
Zaman düz bir çizgide ilerlemiyor; roman, her anın aynı anda yaşandığı bir evren fikrini öne çıkarıyor.
Billy’nin intihar etmiyor oluşu, ölümü bir son olarak değil, zamanın başka bir noktası olarak gördüğünü düşündürüyor; ölüm bile “sadece başka bir ana geçiş” olarak duruyor.
Vonnegut, mizah ile trajediyi aynı cümlede buluşturarak savaş deneyiminin absürtlüğünü açığa çıkarıyor; okur hem gülüyor hem rahatsız oluyor.
Kopuk geçişler ve anlık sıçramalar, savaşın zihinde nasıl kaydedildiğini yansıtıyor; roman bilinç akışıyla travmayı eşleştiriyor.
Mezbaha 5, gerçek ile hayalin sürekli yer değiştirdiği, savaşın insanlığı nasıl çarpıttığını her sahnede yeniden hissettiren, zaman algısını baştan kuran bir modern klasik olarak öne çıkıyor.