Bir iki kelime kelam edelim, ortaya bir fikir koyalım diyorsun, karşıdaki daha cümlenin yarısına gelmeden kendi kafasındaki cüce dünyayla senin lafını ölçüp biçmeye başlıyor. Söylediğin şeyi alıyor, eğiyor, büküyor, en sonunda kendi sığlığına, o ucuz ve niteliksiz zihniyetine meze yapıyor. Niyetin neydi, neyi anlatmaya çalışıyordun, o masada bıraktığın anlamın ne önemi vardı? Sıfır! Konuyu alıp en ucube, en alakasız yerlere çekmekte üstlerine yok. Herkes tetikte, herkes bir laf çakma, bir üstte çıkma, konuyu kendi sığ mecrasına sürükleme telaşında. Karşındaki insan değil, adeta lafı çarpıtmak için programlanmış birer duvar. Ne bir anlama çabası var ne de bütünü görebilecek bir ufuk. Varsa yoksa kendi cehaletlerini senin cümlene yamama arsızlığı.
Kendini açıklamaya çalışmak, "Hayır, ben onu demek istemedim" diye niyet ibraz etmek bu hayattaki en aşağılayıcı, en tüketen mesai. Karşındaki sığlığın içinde boğulurken senin ona derinlik anlatmaya çalışman zaten baştan hata. Bu niteliksiz gürültünün ortasında harcanan her kelimeye, verilen her emeğe yazık.
Anlamıyorlar, anlamayacaklar da. Çünkü kumaşları bu. En iyisi bu cehalet panayırına kapıyı tamamen kapatmak, bırak kendi yarattıkları o çamurun içinde debelenip dursunlar.