Klişeleri alt üst eden, okunma kaygısı ile mutlu son çabasına girmeyip, adeta madalyonun bu yüzü de var ve ben bunu gösterecem ilkesiyle yazılmış harika bir eser. Bana eşkıya filminin yaratmış olduğu etkiyi hatırlattı. Dostunun sevgilisini, dostuna ihanet ederek elde etmiş bir karakter. O karakter şöyle diyordu: sen mi daha çok sevdin ben mi? Ben dostuma ihanet edecek kadar çok sevdim, sen sevdiğin için bu günahı işler miydin diyordu? Yıllarca sinemalarda bu ihaneti edenin saf kötü olduğu gösterilmişti. İlk defa eşkıya filminde kötüye empati ile yaklaşılması sağlanmıştı. Realitede saf iyi ve saf kötünün olmadığı, kötünün kötülüğü kötülük için yapmadığı gösterilmişti. Yazar, bu eserinde iyiler kazanır ve sonsuza kadar mutlu olurlar klişesinden çıkarak, kötüler de kazanır ve mutlu olurlar gerçeğini, madalyonun bu yüzünü okurların yüzüne çarptı. Eşkıya filmi nasıl bir gerçekliği yüzümüze çarptıysa, Beyaz gemi de aynı etkiyi yarattı.