Kitabı okurken bazen güldüm, bazen gözlerim doldu ama çoğu zaman “ben şu an bu hikâyenin içindeyim” dedirten bir histi bu.
Hikâye, Bünyamin’in geçmişin yükünden biraz olsun kurtulmak için çıktığı Kars yolculuğuyla başlıyor. Karşılaştığı insanlar ve dinlediği hikâye, onu bambaşka bir zamana taşıyor. Şekerbaz’ın anlatısı başladığı anda, anlatılanı sadece dinlemiyor; adeta izliyoruz.
Aklı bir karış havada ama bir o kadar da zeki Gülbadem ile Zencefil’in saraydan İstanbul’a uzanan yolculuğu kitabın en keyifli yanlarından biri. Bu yolculuk sadece mekânsal değil; dostluğun, aşkın, gerçekliğin ve arayışın yolculuğu.
Dil akıcı, kurgu güçlü. Gerçek ile masalsı olan arasındaki geçişler çok doğal; bu da hikâyeyi hem sıcak hem de büyülü kılıyor. Bitirdiğimde keşke biraz daha sürseydi, hiç bitmeseydi dediğim bir kitap oldu.