Elini hangi kitaba uzatsa iki ya da üç gümüş rubleydi. Büyük kitapların fiyatını bile sorduğu yoktu. Yalnızca eline aliyor, imrenerek sayfalarını karıştırıyor, evirip çevirdikten sonra gene yerine koyuyordu. Alçal sesle "Yoo, bu çok pahalıdır," diyordu., "şunlar nasıl acaba? Sonra ince küçük kitapların, dergilerin yanına gidiyordu. Onlar coo ucuzdu. "Niçin alıyorsunuz bunları," dedim, "saçma sapan şeyler hepsi." YOk canım," diye karşılık verdi, bakin hele, çok güzel kitaplardır bunlar, çok çok güzel! " Bunu öylesine çabuk çabuk öylesine acıklı söylemişti ki, iyi kitaplar niye bu kadar pahalı diye ağlamamak için kendini zor tuttuğu kaçmamıştı gözümden. Bir gözyaşı damlasının soluk yanağından kırmızı burnunun üzerine yuvarlandığını görür gibi oldum. Ne kadar parası olduğunu sordum. Zavallı ihtiyar, bir parça yağlı gazete kağıdına sarılı bütün parasını çıkardı. "Işte,"dedi. "Bir yarım gümüş ruble, yirmi gümüş kapik, yirmi bakır kapik." Kolundan tuttup benim sahafa götürdüm onu." Bakın, dedim, tam on bir kitap. Hepsinin fiyatı topu topu otuz iki buçuk ruble eder. Benim otuz rublem var, iki buçuk da siz ekleyin , birlikte armağan edelim hepsini. " İhtiyar sevincinden göklere uçtu.