Kitabın merkezinde Peri var. Çocukluğundan beri iki üç noktada sıkışıp kalmış biri. Bir yandan dindar anne diğer yanda dünya görüşü bambaşka bir baba. Peri bu iki ses arasında kalıp yorulmuş bir ruh gibi. Üniversite için yurt dışına gidince bu kez de hayatına Şirin ve Mona giriyor. İnançlı, inançsız ve arada kalmış üç kadın… Yani Havva’nın üç kızı. Hikayeyi okurken aslında sadece onların hayatını değil hepimizin zihnindeki soru işaretlerini görüyoruz. İnanç, kimlik , aile , utanç , suçluluk… Hepsi tek bir potada.
Yazarın dili sade akıcı merak uyandırıcı. Sonu için beklentim yüksekti beni tatmin etmedi. Ama yine de zihin açan tartışmalar, karakterlerin iç çatışmaları aralarındaki dinamik kitabı değerli kılıyor. Kitap şu hissi uyandırdı bende olman gereken ile olmak istediğin arasında sıkışıp kalmak. Ve son olarak
Her şeyin fazlası zarar verir. Sevginin bile…
Aşık olduğumuz kişiyi bazen o kadar büyütürüz ki zihnimizde, bir bakmışsın adeta tanrı olmuş çıkmış. Ve aşkımıza karşılık bulamadığımızda bu seferde yok ederiz tanrıyı bir hamlede.