“Âşık olan biri, sevgilisinin her hareketine nasıl hayran olursa Zombolya da Bay Telkes'in her davranışından, her özelliğinden öyle nefret ediyor. Başındaki kalpaktan nefret ediyor, lacivert tulumundan, sakalından, sürekli parıltılı gözlerinden, sesinden, mesleğinden, her şeyinden... Anlaşılan bu kadar derin duygular insanın tüm varlığını esir alacak kadar güçlü.”
“Hemen adını, cinsini ve neredeyse dinini soruyorlar, öyle ya, insanların kafasında şemaların ve önyargıların var olduğu bu dünyada bu işler böyle, her canlının toplum içindeki konumu bunlara göre belirleniyor.”
Biraz önce üzerine pazarlık yapılan
"şey" kapıda durup pembe burnunu gökyüzüne doğru dikiyor, minik diliyle düşen o beyaz şeyleri yakalamaya çalışıyor. Sonra bedenini gerip dik durmaya çalışıyor. İşte tüylerden oluşan yumağın değiştiği ve gerçek bir hayvana dönüştüğü an bu.”
“Köpek sürülerinin havlamalarına yanıt veriyor! Belki satıldığını söylüyor, belki de sadece kendisinin de var olduğunu dünyaya ilan ediyor, dört haftalık olduğunu, kar denen şeyi gördüğünü, bunun onu heyecanlandırdığını, bu kapkaranlık dünyada işte burada, bu an var olduğunu haykırıyor.”
“Katherine bunu, evlerini ilk ziyaretinden sonra ona yazdığı ve duygularını, "Haydn'ın 50 numaralı re majör sonatının allegro con brio'su gibi," diye betimlediği mektubunda öğrenmişti.” s,57
"Ben hiç kimseyim. Ya sen kimsin?
Sen de mi hiç kimsesin? O zaman iki kişi olduk.
Aman ağzını sıkı tut.
Yoksa sürerler bizi buralardan."
~Emily Dickinson~
"Bu şiirin güzelliği herkesin kendinden bir şeyler bulmasında, çünkü hepimiz hiç kimse gibi hissedebiliriz. Hepimiz kendimizi dışarıda kalmış, içeriye bakıyormuş gibi hissedebiliriz. Hepimiz dağılmış hissedebiliriz. Bizi biri yapan şey kim olduğumuzun farkında olmaktır bence, Blue. Bir sanat eseri olmayabilirsin ama kesinlikle bir esersin." s,75