Ama umutla yaşayan insanlar, iyiliğin yerini cömertliğe, sevginin yerini erkekçe susuşa, kaynaşımın yerini yalnız cesarete bıraktığı bu evrene pek ayak uyduramazlar. Sonra da herkes, "Bir zayıf, bir ülküselci ya da bir ermişti," der. Öyle ya, büyüklüğü gözden düşürmek gerekir.
Bu adam neyiniz oluyor? (Sevgilim benimdir, ben de onun: O zambaklar arasında koyun otlatıyor.)
Onu ne zamandır tanıyorsunuz? (Sevgilim benimdir, ben de onun: O zambaklar arasında koyun otlatıyor.)
Aynı odada mi yatıyordunuz? (Sen ne güzelsin sevgilim, sen ne güzelsin: Gözlerin güvercinler.)
Aynı yatakta mı? (İşte, sen de güzelsin, sevgilim, hem ne şirinsin ve yeşilliktir yatağımız.) İlişkiniz oldu mu? (Zevk alarak onun gölgesinde oturdum ve meyvesi damağıma tatlı idi.)
İlk ne zaman ilişkiniz oldu? (Kral beni ziyafet evine götürdü ve onun üzerimdeki bayrağı sevgi idi.)
Arizona'da zina yapmak niyetinde miydiniz? (Bütün gece iki mememin arasında yatacak.)
Bakışlarını göğe dikip, “Nerede duracağını bilemeyen uzağa kaçar senin gibi,” dedi Misal’e “bir evin yok, değil mi? Kapın, eşiğin yok, ayağını koyacak yeri olmayan kendini tartıp mesafesini ayarlayamaz, bizim buralarda bir laf vardır, ‘Ölçüsüzü köksüze taşlatırlar,’ diye.”