Düşünce ve sanat, en nihayet hakikatin bir yüzünü, bir parçasını, katlanabileceğimiz kadarını, yani gölgesini bize göstermekle yetinir. Düşünürler ve sanatçılar tam anlamıyla çaresizdirler; zira bizi korumak istedikleri için böyle yapmak zorundadırlar. Bizi, yani bütünü elde ede bileceklerini sananları.
Bütünü kucaklamak ya da elde etmek istediğimizi, kavuşmayı arzuladığımızı bütünüyle elde etmeyi, tümüyle kucaklamayı istemek kadar büyük bir gaflet olabilir mi?
Avrupa hangi sihirbazlık numarasıyla, kültürel borcunun hakikatini bir Sinbad, bir Alaattin, yarı şeffaf peçeler ardındaki harem güzelleri masalına, bir pandomime ve kafa karıştırıcı yanlış yorumlara dönüştürüvermişti?
Dünyanın daha fazla başarılı insana ihtiyacı yok. Daha fazla hikaye anlatıcısına, daha çok barış gönüllüsüne, gönül tamircisine, sevgi taşıyan insanlara ihtiyacı var.