Gözyaşı beldesine benden gidilir. Ebedi acıya benden gidilir, cehennemlikler arasına benden gidilir. Adalet rehber olmuştur ulu Tanrı'ma; Ben, ilahi kudretin, Rabbani hikmetin ve ilk aşkın eseriyim. Benden önce yaratılan hiçbir ley yoktur ki ebedi olmasın, bende ebediyen varım. Ey buradan içeri girenler, her türlü ümidi bırakınız.
Bir çeşit avlu görevi yapan cehennemin bu ilk kesiminde korkaklar, yani ne fenalık ne de iyilik etmiş olanlar azap çekmektedir... Korkaklar değil mi ki pasif kalmışlar, ömürleri boyunca şer ya da sevap yollarından hiçbirine görmemişlerdir, şimdi sonsuza dek tek bir bayrağın peşinden koşmaya zorunlu tutulmuşlardır; tatlı canları ise tabanarılarının, atsineklerinin iğneleriyle yanıp durmaktadır.
Bugün İstanbul, İsyanbul gibi; yorgun, sinirli ve biraz da akşamdan kalma... Gün doğmazdan önce yağan yağmurdan olsa gerek, altını ıslatmış çocuklar kadar huysuz üstelik. Korna seslerine ve sabahın tazeliğine sığınarak çığıran satıcılara ara ara eşlik eden gök gürültüleri ile bağır çağır, ama her halükarda büyüleyici ve son vapur kalkana kadar da neşeli. Bir zanaatkar bu şehir; malzemesi iyi oldu mu ya, buranın insanının beyefendiğine-hanımefendiliğine hiçbir yerde rastlayamazsınız. Yollarına düşeni, kaldırımda yürüyeni yoğurur, bir heykeltraş ustalığıyla. Yok; malzeme kötüyse, elini vurmaz üstüne, kaderlerin en kötüsünün orta yerine atar acımasızca.