Alevdeki Işık
Bu seriyi ne kadar sevdiğimi sayfalarca anlatsam bile yetmez.
Kan ve Kül serisinin yan serisi olarak, aynı dünyanın geçmişini anlatan bu hikâyede Nyktos ve Sera’yı ilk kitapta pek çok sır ve gerçekle baş başa bırakmıştık. Bu kitapta ise Sera, kendiyle ilgili gerçeklerin açığa çıkmasıyla hem Nyktos ile arasındaki değişen ilişkiyi yeniden sorguluyor hem de içinde uyanan yeni duygulara daha net bakmak zorunda kalıyor.
Sera, Jennifer’ın kaleminde hayat bulmuş çok güçlü bir kadın karakter. Kitap boyunca yaşadığı ikilemleri okumak asla yorucu değildi çünkü hikâye geliştikçe karakterler de büyüdü, dönüştü. Nyktos ona eşlik eden, yanında yürüyen ve koruyan muazzam bir ilkel. O kadar centilmen ki, ara ara bu tavrını bir kenara bırakmasını istedim. Bu seride hem Hawke hem de Nyktos’un kendilerini asla “iyi bir şeye” layık görmemeleri okurken inanın kalbimi sızlatıyor.
Nyktos’un yapmayacağını umduğum öyle bir sahne vardı ki orada kendimi, tıpkı Sera gibi ihanete uğramış hissettim. Neyse ki sonrasında her şeyin ardındaki nedenler ortaya çıkınca içim rahatladı. Zaten bende öyle bir şeyi asla ona kondurmazdım.
Bu kitapta büyük olaylardan daha çok, Nyktos ve Sera arasındaki gelişen ilişkiyi okuyormuş gibi hissettim. Evet, birkaç önemli olay ve gelişme yaşandı ama çabuk halloldu.
“Bu seride en çilekeş çift kim?” diye sorarsanız cevabım Poppy ve Casteel olur. Onların başı dertten kurtulmuyor.
Umarım üçüncü kitabı bir an önce okuruz çünkü bu seri öyle muhteşem ki ne Gölgeler Diyarından ne de karakterlerden ayrı kalabiliyorsunuz.
Kesinlikle tavsiyemdir!
Addio…