Ne çok sevdik seni. Ama suskundu sevgimiz ve üstü örtülüydü. Oysa şimdi yüksek sesle ilan ediyor varlığını sana ve açığa çıkmış duruyor önünde. Bu hep böyledir, sevgi kendi derinliğini bilmez ayrılık vakti gelip çatana kadar.
Ben, insanlığını yitirmiş bir garip sürünün en azılı firesiyim. Gitmeliyim. Yitmeliyim. Sevilmemişliğimi ve seçilmemişliğimi terk etmeliyim. Otobüsün ilk basamaklarını çıkarken hadi diyorum içimden. Hadi vur! Kanayan parmağı kopar at kökünden. En fazla dişlerin dişlerini sıkar, sürer bir süre gıcırdaması...
Ve tıpkı Nazım’ın dediği gibi:
“En fazla bir yıl sürer yirminci asırlılarda ölüm acısı.”
Eller havaya, herkes halaya! Kahkahalar geliyor kulağıma; tabak, bıçak sesleri... Başkalarının umutları yitip giderken, yoluna baş koydukları fikirleri sönerken nasıl bu kadar da umarsızca eğlenmeyi becerebiliyorlar bu insanlar bir türlü anlayamıyorum.