Tolstoy’un, dilini kalemini 3 sene önce okumaya başlayıp sonra da elimde olmayan sebeplerden dolayı yarım bıraktığım Anna Karenina kitabında çok beğenmiştim. Şimdi de İvan İlyiç’in Ölümü kitabıyla bu beğenim daha da arttı.
Kitap, İvan ilyiç’in çocukluğu, karısıyla tanışıp evlenmesi, makam mevki hırsı ve en sonunda küçücük bir kaza sonucu yaşamın anlamsızlığında kaybolmasını anlatıyor. Son zamanlarındaki hastalığıyla birlikte çevresi ve ailesinin duyarsızlığı onu daha da üzerek ağrılarının daha da artmasına sebep oluyordu. Yanında olup ona destek olan ve biz buradayız diyen kimsesi yoktu.
‘Hayat , hırslar, dünya sevgisi ve hiç ölmeyecekmişçesine yaşam sürme ‘.. işte İvan’ın bu 45 senelik ömrünün kısa anlatısı.. Bir gün öleceğini evet herkes biliyor ama bunun ne zaman olacağını hiç birimiz bilmediğimiz için bazen hayattan beklentilerimizi fazla ve farklı boyutlara taşıyabiliyoruz. Ömür dediğimiz bu kısa zaman diliminde, aslında fazla bir şey beklemeden yaşasak belki de daha çok keyif alabileceğiz. Kısacası hayattan ve yaşamdan zevk alıp, kalan nefeslerimizi ciğerlerimize doya doya çekmeye bakmak lazım öyle değil mi?