Selim Pusat profil resmi
Her devrin menkûbu
Mühendis eskisi
Lisans
Konya
1740 okur puanı
26 Oca 2019 tarihinde katıldı.
  • Kubilay, iki istisna hariç bu söylenenlerin hepsini onayladı. Devlet memurluğu sınavlarının geri getirilmesine karşı çıktı, çünkü böyle bir hamle, Çinceye ya da Çince konuşan danışmanlara ve devlet adamları­na bağımlılık anlamına gelebilirdi. Kubilay daha esnek olmak istiyordu ve Çinlilere bağımlı olmaya niyeti yoktu. Ayrıca, bir önceki hanedanın tarihini yazdırma fikrini de rafa kaldırdı.Sonuçta Kubilay ne Mo­ğol ülkesinin, ne Çin'in hükümdarıydı. Hanedan tarihi yazdırmak da ona düşmüyordu. Bilgiler böyle bir amaçla toplanacaksa, bu Mengü'ye ait bir işti. Liu, elbette Kubilay'ın böyle bir öneriyi kabul edemeyeceği­ni biliyor olmalıydı. Bunu neden önerdiğini kestirmek de güçtür. Genç kardeşi üzerinden Mengü'yü etkileyebileceğini mi düşünmüştü? Yoksa Kubilay'ın Ulu Kağan olabileceğine mi inanıyordu? Liu, Kubilay'a Ta-li seferinde eşlik ettikten sonra dikkatini uzun va­deli planlara verdi. Çin kaynakları, Ta-li halkının katledilmesinin ve toprakların yağmalanmasının engellenmesinde Yav Şu'nun yanı sıra Liu'nun da etkisi olduğunu anlatırlar. Olayların bu anlatımı hakkındaki kuşkularımı zaten belirtmiştim. Her durumda, Kubilay ve danışmanları artık yıllarca savaştan uzak kalacaklardı ve Kubilay'ın Çinli tebaasına olan bağlılığını ve onlar hakkındaki kaygılarını sergileyebileceği geniş çaplı bir projeye başlayacak zamanları vardı: Kubilay'ın yeni toprakla­rında bir başkent kurulacaktı. Bazı Çin kaynakları bu fikri Liu ile bağ­lantılandırır, bazılarıysa onun bu konudaki katkısından hiç söz etmez. Elbette Kubilay'ın katkılarının da göz ardı edilmemesi gerekir. Bir mer­kez inşa edilmesinin simgesel önemini kavraması için pek de yardıma ihtiyacı yoktu. Belki de fikir Kubilay ile Liu'nun ortak fikriydi. Luan Irmağı'nın kuzeyinde, Çinğ Hanedanı'nın (1644-1911 ) Yedi Göl (Moğolca Tolun Nor) adlı kasabasının 57 km. batısında bir nok­tayı merkez olarak seçtiler. Pekin'e iki yüz kilometre kadar uzakta, Çin tarım topraklarıyla Moğol otlakları arasında bir bölgeydi. Gelenekçi Moğollar, Kubilay'ı töresinden yüz çevirip Çinlilerle işbirliği yapmak­la suçlayamazlardı, çünkü pek çok Moğol hükümdarı bozkırda kentler yaptırmıştı. Yine de Kubilay 1256 yılında Liu Binğ-conğ'a geleneksel Çin düşüncesine uygun olarak "rüzgar ve su" ilkelerine dayanan bir yerleşim noktası seçmesini buyurduğunda, değişim işaretleri vermeye başlamış­tı. Kubilay'ın bu yeni kenti başkent olarak mı yoksa yazlık konak ola­rak mı algıladığı belirsizdir. Başlangıçta buraya Kay-binğ adını verdi ama 1263 yılında adını Pekin'in o dönemdeki adı olan Conğ-du'ya (Merkez Başkent) nispeten, Şanğ-tu (Yukarı Başkent) olarak değiştirdi.Kubilay'ın yerleşik tebaasına bir başka işareti de, Kay-binğ'in geçmiş Çin başkentleri örnek alınarak yapılmış olmasıydı. Hatırı sayılır bir av bölgesi dışında, kentin yerleşimi Çin etkisini yansıtır.24 Kent, üç bölüme ayrılmıştı. Bunların ilki olan dış kent, 4-6 metre yükseklikte kerpiçten kare bir surla çevriliydi. Karenin her kenarı 1.500 metreydi. Doğu ve batı surlarından ikişer, kuzey ve güney surlarından birer kapıdan girili­yordu. Ek koruma için, her surda altışar kule dikilmişti. Nüfusun çoğu bu dış kentteki kerpiç ya da ahşap evlerde yaşıyordu. Nüfus tahminleri 200.000'e kadar çıkar ama o bölgede bu kadar insanın yaşayabilmesi pek de mümkün gözükmüyor; bunun yarısı, daha tutarlı bir sayı ola­caktır. Dış kentte ayrıca geleneksel Çin töresine uygun pek çok Budacı tapınağı vardı. Hua-yin Tapınağı kentin kuzeydoğusunda, Çien-Yüan Tapınağı'ysa kuzeybatısındaydı. Değişimler Kitabı (I Cinğ) adlı kadim Çin metni de, belli yapıların ve iki tapınağın yerleşimini buna uygun bi­çimde anlatıyordu - bu da kentteki Çin etkisinin başka bir belirtisidir. Büyük olasılıkla başka Budacı tapınakları yanında Taocu ve Müslüman tapınakları da vardı ama bunların kesin konumları belirlenememiştir. Kentin ikinci bölümü, İç Kent idi. Burada Kubilay ve maiyeti oturu­yordu. Dış kent gibi, iç kent de kare olarak tasarlanmıştı ama kenarları eşit olmadı. Doğudan batıya 612 metre, kuzey-güney doğrultusunda 672 metre uzunluğundaydı. 3-5 metre yüksekliğinde tuğla bir surla çevriliydi ve her kenarda dörder kule vardı. 1 872 yılında burayı araştıran İngiliz gezgin S.W. Bushell ve 1930 yıllarında bölgeyi kazan Japon arkeologlar, yalnızca kuzey duvarına yakın, toprak bir platform bulmuşlar, başka bir bina saptayamamışlardı. "Çimlerin arasında binaları dikmek için taban olarak kullanılacak kayalardan başka yüzyıllar öncenin görkemli öykü­sünü anlatabilecek bir şey yoktu. " Çinlilerin Da An Ko (Büyük Uyum Otağı) adını verdikleri saray, doğu-batı yönünde 165 metre, kuzey-güney yönünde 16 metre boyutlarındaki bu toprak platformun üzerindeydi. Toprak batak olduğu için, iki yandan ahşap kayıtlarla desteklenmiş bu platform gerekmişti. Altında "su hapis kaldığı için, az ötedeki çayırlardan taşıyordu ve baharda akıyordu." Bu da çok güzel bir görüntüydü. Bu platform herhalde görkemli bir mermer sarayın temeliydi çünkü Mar­co Polo çok etkilenerek buraya "Ciandu" adını vermişti [başka Batı dille­rinde "Xanadu" olarak da geçen, gizemli kayıp kent-ç.]. Yazdığına göre, sarayın içinde "koridorlar ve odalar yaldızla kaplıydı, harika hayvan, kuş, ağaç ve çiçek resimleriyle bezenmişti. O kadar güzel yapılmışlardı ki, bakmak bile başlı başına bir keyifti. İç kentte saraylar ve idari bina­lar serpilmişti ama 1930'larda bölgeyi kazan Japon arkeologlar bunların yerini saptayamamışlardı. Kentin çağdaşı olan Orta Çin dönemindeki diğer kentler kadar titiz planlanmadığı anlaşılıyordu ama yapıların lüks oldukları da belliydi. Saray, mermerden ve sayısız karo çiniden yapılmış­tı, ayrıca bölgede süslü kiremitler de bulunmuştu. Kay-binğ'in Çin başkenti kavramına kattığı en önemli icat, kentin üçüncü bölümü olan ve önceki Çin hanedanlarının yaptırdıklarına oran­la çok büyük olan doğal av alanıydı. Dış kentin batısına ve kuzeyine dü­şüyordu, içinde çayırlar, korular ve dereler vardı. Bu alanı da hendekli, toprak bir duvar çeviriyordu ve içeri çeşitli kenarlarındaki dört kapıdan giriliyordu. İnsan yapısı bu korudan bugüne çok az şey kalmıştır. Koru­lar, dereler ve binalar ortada yoktur. Bu güzel çayırın ve binaların canlı betimlemelerini bize Marco Polo sunuyor. Anlattığına göre pınarlarla ve derelerle kaplıydı. Kubilay'ın avlaması için başta geyik olmak üze­re çeşitli uysal hayvanlar bulunuyordu. Bu geniş alandaki bir eğlence de şahincilikti. Korunun merkezinde, saz damlı bir saray vardı. Kamış sütunlar varaklanmış, ve cilalanmıştı, tavanında da kuş ve hayvan re­simleri vardı. Her kamış "rüzgara karşı kopçalarla sabitlenmiş ve o ka­dar iyi dizilmişti ki binayı yağmurdan koruyor, suyu aşağı akıtıyordu." Parkta, "sütünü kağandan ve onun soyundan başka kimsenin içmeye cesaret edemediği" özel yetiştirilmiş beyaz kısraklar ve inekler vardı. Coleridge'in "Xanadu" adını verdiği Şanğ-tu'nun gerçekten de görkemli bir kubbesi vardı. Kay-binğ'in konumu, pek çok bakımdan iyiydi. Yazın, Kuzey Çin'e kıyasla serindi ve Kubilay da Ulu Kağan olduktan sonra Haziran, Tem­muz ve Ağustos aylarında başkenti Pekin'in kargaşasından buraya ka­çıyordu. Her yandan dağlar, ağaçlar, hayvanlar ve kuşlarla çevriliydi, konumu itibariyle ortalama bir kasaba nüfusu kadar insanı besleyebi­liyordu. Kubilay'ın Kay-binğ'i başkent olarak algılayıp algılamadığını kestirmek güçtür ama kent hakkındaki düşüncesi ne olursa olsun, kaçı­nılmaz biçimde yerleşik tebaasının değerlerine ve yaşam biçimine doğru yöneliyordu.
  • Kubilay'ın Kendi Dirliğini Yönetişi

    Kendini savaşta kanıtlayan Kubilay artık dikkatini Kuzey Çin'in yöne­timine çevirebilirdi. Ta-li seferinin bir yan etkisi olarak topraklarını da ge­nişletmişti ve bugünkü Şensi ve Honan bölgelerinin de çoğuna egemendi. Böyle geniş topraklarda istikrarlı bir yönetim gerektiği için, Lien Şi-şien adındaki yirmi yaşında bir Uygur'u, önemli bölgelerinden biri olan Guan-şi'ye (Cinğ-cav yöresinde) Uzlaşma Görevlisi olarak atadı ve düzenli bir yönetim oturtmasını istedi. Cinğ-cav yöresi, Çinli olmayan birçok kavmi de barındırdığı için yönetimi zor bir yöre olan Siçuan'ın bazı bölümleriyle birlikte Şensi'yi de içeriyordu. Lien'in bu görevine, Çin hanedanlarının tarihçelerinde kalıp olarak, "zayıfı destekleyip, serti gemlemek" adı veril­miştir. Konfüçyüsçü geleneğe uygun olarak Lien, amaçlarına ulaşmak için önce eğitim üzerine yoğunlaştı. Sonraları Kubilay'ın hükümetinde de önemli konuma gelecek olan Şii Hıng adındaki bir Konfüçyüsçü bil­gini, okulları yönetmesi ve yetenekli bilgeleri memurlar arasına katması için davet etti. Bilgeleri korumak konusunda daha da ileri gitti. Ögedey tarafından başlatılmış ve sonra Kubilay tarafından benimsenmiş olan uy­gulamalara göre Moğol soyluları, Konfüçyüsçü bilgeleri köle olarak ala­mıyorlardı. Ancak Moğol ileri gelenleri bu kuralların çevresinden dolanıp bilgeleri küçültücü görevleri kabul etmek zorunda bırakıyorlardı. Lien, yerel yetkililerden bilgeleri kayıt etmelerini istedi ve böylece onların suis­timal edilmesinin önüne geçti... Bundan da ötesi; halkı sömürmekte olan kahinler daha dikkatli izlenmeye ve cezalandırılmaya başladı. Tarıma önem veren, okuryazar ve eğitimli yöneticiler atadı, ticareti geliştirmek için kağıt para bastırdı ve Kubilay adına vergi topladı. Özetle, Kubilay'ın topraklarında istikrar sağladı ve buraların gelişmesine katkıda bulundu. Kubilay, dirliklerinin düzgün yönetildiğinden emin olunca uzun va­deli planlar kurmaya başladı. Basiretli bir Budacı rahip olan Liu Binğ­conğ'a akıl danıştı; görünüşe göre bu kişiden sonraları da sıkça yar­dım aldı. İkisinin ilişkisi Çin kaynaklarında idealize edilerek anlatılır. Liu'nun son biyografilerinden birine göre: Geleneksel kalıplardan ve halk efsanelerinden oluşmuş ikili engeli yıkmadan gerçeği saptamak zordur ... Yüan döneminin resmi tarihi, Liu Binğ-conğ'a ideal bir imparatorluk danışmanından beklenen bütün erdemleri vermiştir. Hükümdar ile vezirleri arasındaki samimiyet ve yakın ilişki, Konfüçyüsçü siyaset felsefesinin ana temasıdır. Hükümdar, Cennetin Vekili olarak yönetimini bilgelikle yürütür ama akıllı vezirlerine danışması da gereklidir ... Burada, "bilge hükümdar" ve "erdemli vezir" şeklinde bir çifte kavramsallaştırma vardır. Erdemli vezirler de bilge hükümdarlar gibi kahramanlaştırılır, yüceltilir ve putlaştırılırlar ... Liu Binğ-conğ hakkında tarafsız bir yargıya ancak onu geleneksel kalıpların ve halk efsanelerinin etkisinden arındırmak suretiyle ulaşabiliriz.
    Çin metinlerindeki abartıyı göz ardı etsek bile, Kubilay'ın erken dö­nem kararlarını ve siyasetini Liu'nun etkilediği açıktır. Ulu Kağan'ın da Liu'nun yeteneklerinden etkilendiği bellidir. Liu, yetenekli bir hattat ve ressamdı. Muteber bir şair, öne çıkan bir matematikçi ve gökbilimciydi. Hatta birçok başka Çinli uzmanla birlikte, Moğollar için yeni ve daha kesin bir takvim hazırlamıştı. Şo-şi Li adıyla bilinen bu takvim, ölümün­den sonra kamuya açıklandı ve kesinliği sayesinde değer gördü. Ayrıca Taoculuk, Budacılık ve Konfüçyüsçülük öğretileri ve törenleri hakkında da bilgisi vardı. Bu bilgi, 1258 yılında Budacılar ile Taocular arasındaki bir saray tartışmasında çok işine yarayacaktı. Ayrıca Moğol hamileri için törenlerde çalınmak üzere müzikler de yazdı. Kubilay'ın bu "Rönesans adamını" danışmanlar ordusuna neden eklediğini anlamak zor değildir. Kubilay'ın dikkatini Liu'ya 1242 yılında, yukarıda kendisinden bah­sedilen Budacı rahip Hay-yün çekmişti. Liu, Moğol hanından bir yaş gençti ve baştan itibaren dostane bir ilişki geliştirdikleri anlaşılıyor. O zaman daha yirmi altı yaşında olan Liu, küçük devlet memurluklarında görev yapmış, matematik ve gökbilim okumuş, Taocu törenleri ve büyü­yü incelemiş, Zen Budacılar arasına kabul edilmişti. Deneyimi ve kıvrak siyasi yeteneği Kubilay'ın gözünden kaçmamış, yüksek ahlak ülküsü, ilkeleri ve işlevsel önerileriyle onu cezbetmişti. Liu, bu ideal karışımı Kubilay'a sunduğu on bin sözcüklük layihada nakletmeye çalıştı. Geleneksel Konfüçyüsçü tavırla, yazılı tarih önce­sindeki efsanevi Çin imparatorlarına atıfla başladı. Geçmişin kahraman­larına yapılan bu atıflar, aslında geleneksel bir Çinli hükümdarı yazarın önerilerinin ne kadar etkili olacağına ikna etmeye yarayacak belagatti. Hükümdara, eğer bilge imparatorların ulaştığı gibi bir altın çağı hedefli­yorsa, birazdan gelecek önerileri dikkate alması gerektiğini söylüyordu. Liu'nun öğütleri, birçok öneriden oluşuyordu. Bunların hepsinde bil­gelerin korunması, desteklenip ulusal hazine olarak algılanması teması seziliyordu. Liu, Kubilay'ın sırtını böyle kişilere dayamasını ve önerdiği programı uygulayıp ülkesinde gençleri devlet memurluğu sınavına ha­zırlayacak ve vakti geldiğinde bu bilge/memur sınıfına katılmalarının uygun olup olmadığını sınayacak okullar açması fikrini savunuyordu. Geleneksel Çin sınavlarını geri getirmeyi önermekle kalmıyor, aynı za­manda eski Çin ayinlerini ve müzik törenlerini de geri getirmeye çalı­şıyordu. Ayrıca, Kubilay'ın tebaasını zorlamayacak, sabit bir vergi ve hukuk düzeni kurulmasını öneriyordu. Alışıldık bir Çinli bilge tavrıyla, Kubilay'ın bilgelerden yendiği Cin Hanedanı'nın tarihini yazmalarını is­temesi gerektiği çağrısıyla bitiriyordu.
  • Bu koşullar altında Kubilay'ın Ta-li'yi cezalandırmaktan başka çaresi kalmamıştı. Elçilerinin öldürülmesi, güneybatıdaki halkı da cezalandır­ması için kendisine ek bir saik oluşturmuştu. Ta-li'nin işgali için kurduğu plan şaşırtıcı derecede basitti: Uryankaday, kendi güçleriyle batıdan Ta­li'ye yanaşacaktı. Kubilay, düşmanla doğrudan çatışacak, bir grup soylu da kendi güçleriyle doğudan saldıracaklardı. Bu üç koldan saldırı 1253 Ekimi'nde başladı. Kubilay, Ta-li'nin boyun eğmesini sağlamak için kanlı çatışmalar gerekeceğini düşünüyordu. Moğol ordularına teslim olmayı inatla reddeden Gav Tay-şianğ, güçlerini Cin-şa Irmağı boylarında yer­leştirdi ve düşmanını bekledi. Kubilay'ın birlikleri ırmağın karşısına Ka­sım ayında ulaştılar. Karşıdaki gücün büyüklüğünden pek de çekinmediği anlaşılan Kubilay, savaşçılarına koyun postlarını şişirerek sallar yapma­larını söyledi. Bu salların yapımından, komutanlarından biri olan Bayan sorumluydu. Zamanla Kubilay'ın en güvenilir ve yetenekli askeri yardım­cılarından biri olacak Bayan ile ilk kez ortak bir girişimde bulunuyordu. Bu noktada Bayan, cesur bir gece saldırısıyla birliklerini ırmaktan geçirdi ve Moğollar şaşıran düşmanı hızla yendiler. Gav Tay-şianğ başkentine kaçtı, askerlerinin çoğu da öldürüldü. Karşısındaki en önemli güç böyle kırılmışken, Kubilay artık Ta-li kentine nihai taarruza odaklanabilirdi. Çin kaynaklarına göre, bu seferin asıl kahramanı Yav Şu idi. Kon­füçyüsçü olduğu için Moğolların kent halkını katletmelerini istememiş­ti. Geleneksel Konfüçyüsçü tavırla, Kubilay'ı tarihten benzer bir örnek vererek şiddet içermeyen bir taktiğin faydalı olabileceğine ikna etti. Kuruluş yıllarında Çin'deki egemenliğini güçlendirmeye çalışan Sonğ Hanedanı'nın ünlü komutanı Tsav Bin'i (930-999) Kubilay'a anlattı. 975 yılında Sonğ imparatoru, bugünkü Nanking yöresinde asayişi bağ­laması için Tsav'ı göndermişti. Komutan, yoldayken hasta taklidi yap­mıştı. Astları hastalığının nedenini sormak için çevresine toplandıkları zaman da, iyileşmesinin tek yolunun Nanking'in yağmalanmaması ve halkın da katledilmemesi olduğunu söylemişti. Buna razı olmuşlardı ve Nanking barışçıl yollarla alınmıştı. Yav, Kubilay'ı Tsav örneğini izleme­ye teşvik etti. Ta-li'ye, halkın Moğol üst egemenliğini kabul etmesinden başka bir şey istemediklerini, gereksiz katliam ve yağma yapılmayacağı­nı ilan eden sancaklar taşıyan bir öncü güç göndermelerini önerdi. Yav'a göre bu şiddet içermeyen taktik kaçınılmaz olarak Ta-li'nin savaşmadan boyun eğmesini sağlayacaktı.
    Ancak bu anlatım, Çinlilerin olayın ardından efsane uydurmalarının bir örneğidir. Moğollar, on yıllardır bu taktiği zaten kullanıyor ve barış içinde teslim olan yerleşimlere zarar vermiyorlardı. Kubilay'ın düşman ya da en azından asi bir halka savaşmadan boyun eğdirme yöntemleri üzerinde derse elbette ihtiyacı yoktu. Büyükbabası bu taktiği defalar­ca uygulamış ve korkuyu kullanarak yabancılara boyun eğdirmişti. En ufak direnç göstereni bile en kanlı biçimde yok etme yöntemi sayesin­de Cengiz, yolu üstündeki diğerlerinin gözünü korkutmayı umuyordu. Şimdi de Kubilay tıpatıp aynı tekniği uyguluyordu. Ta-li'nin en önemli ordusunu ağır yenilgiye uğratmıştı ve kalan savunmacıları katletmesine de, başkente cepheden taarruzla birçok Moğol birliğini kaybetmesine de gerek zaten yoktu. Ta-li'nin teslim oluş süreci de Çinlilerin türettikleri efsanelerin göl­gesindedir. Çin kaynakları Kubilay'ın Yav Şu'nun barışçıl yöntem ilke­sine uyduğunu, adamlarına ipekten bir sancak diktirip, başkent halkına boyun eğerlerse yaşamlarının bağışlanacağını duyurduğunu anlatırlar. Böyle bir garanti alan Ta-li, barış istemiştir. Kubilay da sözünü tuttu, yalnızca elçilerinin öldürülmesinden sorumlu olanları idam ettirip, hal­kın gerisine dokunmadı.Ancak olayların bu anlatımı, akla bazı sorular getiriyor. Eğer bayrakta Çince yazıyorduysa, Ta-li halkı bunu okuyabi­liyor muydu? Okusalar bile, Moğollar denenmiş, geleneksel ve başarılı "boyun eğme buyruğu" siyasetlerini bırakıp, bu Çinli taktiği uygularlar mıydı? Moğol siyaseti, zaten Yav Şu'ya atfedilenin çok benzeriydi. Bu nedenle de Moğolların Yav Şu'nun bu taktiğine ihtiyaçları yoktu. Kubi­lay zaten Ta-li devletine boyun eğme çağrısı yapmak üzere elçiler gön­derirdi. Bu kurgu, Çin kaynaklarında sunulandan daha olası görünüyor. Her durumda, Kubilay'ın birlikleri pek direniş görmeden başkenti ele geçirdiler. Gav Tay-şianğ, gecenin karanlığında kaçmaya çalıştı ama pek uzaklaşamadı. Kubilay'ın iki komutanı onu izleyip yakaladılar ama Gav, onu alçalmış halde görme zevkini kendisini yakalayanlara tattırmadı. Onun bu kibrine kızan Kubilay, Ta-li kentinin güney kapısındaki kulede başını vurdurdu. Sonra da elçilerinin öldürülmesine karışmış olanları idam ettirdi. Üç elçinin cesetleri için uygun yoğ [gömme töreni-ç.] yapıl­dı ve Kubilay, Yav Şu' dan bu şehit elçilere bir methiye yazmasını istedi. Gav Tay-şianğ'ı öldürttü ama ailesini bağışladı. Çocuklarına daha sonra Çin eğitimi verildi ve onlara karşı ayrımcılık yapılmadı.
    Ta-li devlet yapısı da kökten değiştirilmedi. Yav Şu, arşivlerdeki bü­tün mühürleri ve kitapları toplayıp, anlaşıldığı kadarıyla Moğol sarayı­na götürdü ama Kubilay, yönetici hanedanı devirmedi. Bunun yerine Duan ailesi, Uzlaşma Görevlisi (Şüen-fu Si) olarak kendi atadığı Liu Şı­conğ ile birlikte Ta-li'nin yönetimini paylaşacaktı.Ayrıca, Kuzey Çin'e geri hareket etmeden önce halka öküz ve tohum dağıttı. Ünlü komutan Uryankaday, güneybatı seferlerini yönetmek üzere ge­ride kaldı ve bu seferleri o kadar başarılı oldu ki, kısa zamanda Çin'in güneybatısı bütünüyle Moğol devletine bağlandı. Uryankaday güney­batıdaki pek çok Çinli boyu dize getirdi, hatta Tibet'e bile girdi. 1257 yılında doğuya döndü ve Annam'ı dize getirmeye uğraştı. Ancak sıcak, sık ormanlar ve böceklerle sivrisinekler birliklerini çok yıprattı ve An­namlılarla çatışmaları sonuçsuz kaldı. Hanoi bölgesini kısa süreliğine ele geçirdi ama güneybatıdaki kadar başarılı olamadı. Yine de, Annam hükümdarı -herhalde yabancıları toprağından çıkarabilmek için- Mo­ğol sarayına haraç yollama sözü verdi.Böylece Uryankaday'ın da yardımlarıyla Kubilay'ın ilk askeri seferi bü­yük bir başarıya ulaşmış oldu. Mengü'nün istediğini yapmıştı. Birliklerine büyük kayıplar verdirmeden, Moğol egemenliğini çok önemli bir bölgeye yerleştirebilmişti. Güney Çin'e akın düzenleyebilecek bir üs kazanmış ve Burma ile Hindistan'a ticaret yollarının açılabilmesini mümkün kılmıştı. Geleneksel Moğol yöntemiyle, askeri başarı kazanarak kendini kanıtla­mıştı. Ağabeyi Mengü, ilk olarak 1230 yıllarındaki batı seferlerinde yer almıştı. Kubilay'ın seferi o kadar geniş çaplı olmasa da, onlardan aşağı kalır bir başarı değildi. Bir Moğol'un önder olarak kabul görmesi için as­keri yönetim becerisini sergilemesi önkoşuldu ve Kubilay da Moğol soylu­larının saygısını kazanmak yolunda önemli bir adım atmış bulunuyordu....
  • Kubilay, Mengü'nün buyruğunu 1252 Temmuzu'nda aldı ama 1253 Eylülü'ne dek Ta-li seferine başlamadı. Seferlerini titiz, hatta tüketici bir ayrıntıcılıkla kurgulayıp hiçbir şeyi şansa bırakmamak onun kişiliğinde vardı. Birliklerinin olası her türlü engele hazırlıklı olmasının, tedarikle­rinin de bol ve ihtiyaç duydukları anda ulaşabilecekleri bir şekilde tutul­masının önemine inanıyordu. Ta-li seferi özellikle önemliydi çünkü ona verilen ilk büyük görevdi. Otuz altı yaşındaydı ve sonunda hayati bir askeri hedefin sorumluluğu ona veriliyordu. Babası da, ağabeyi Mengü de daha onlu yaşlarını bitirmeden ve yirmili yaşlarının başındayken se­ferler yönetmişlerdi. Kubilay'ın önderlik yeteneğini kanıtlama olanağıy­sa daha ileri yaşta gelmişti ve bu fırsatı kaçırmak istemiyordu. Moğol ülkesindeki en yetenekli kişilerden ikisi Ta-li seferinde ona eşlik ettiler. Cengiz Han'ın büyük komutanlarından Sübedey'in oğlu Uryankaday, harekatı güneybatıda sürdüren ordulardan birinin başına geçirilmişti. Konfüçyüsçü hocası Yav Şu da, Çinlilerin aşağı bir kültürü simgelediğine inandıkları kavimlerin yaşadığı Ta-li bölgesine ilerleyen hamisi ve işvereni Kubilay ile birlikteydi.5 Uryankaday, savaş alanında Kubilay'a oranla çok daha deneyimliydi ve değerini kanıtlamıştı. Çin kaynakları, bu seferde akan kanın azalmasına katkıda bulunduğu ve Ta-li'nin teslimini nispeten kolaylaştırdığı için Yav Şu'yu da överler. An­cak her ne kadar öğütleri seferin başarısına katkıda bulunmuş olsa da Çinli tarihçiler büyük olasılıkla onun bu seferdeki rolünü ve önerilerinin etkisini abartmışlardır. Kubilay, 1253 yazının sonlarında görevine hazır olduğunu hissetti. Birliklerini Şınzi'nin kuzeybatı eyaleti olan Lin-tav'da toplayıp, güne­ye uzun yürüyüşüne başladı. Yünnan yaylasına ulaşmak için ordusuyla birlikte engebeli ve dağlık araziden geçmesi gerekiyordu. Ta-li devletinin bulunduğu vadinin yolu, Siçuan'dan geçiyordu. Bu vadiyi üç büyük ır­mak besliyordu: Salven (Çince Nu-cianğ), Mekong (Lan-tsanğ Cianğ) ve Yangze (Cin-şa Cianğ) ırmakları ... Kubilay Lin-tav'da iken üç elçi ön­derliğinde bir heyet gönderip, Ta-li'nin teslim olmasını istemişti. Duan Şinğ-cığ adıyla bilinen hükümdar, aslında göstermelikti ve arkasındaki asıl güç, veziri Gav Tay-şianğ idi. Kubilay'ın açılış hamlesine yanıt ver­mek de ona düşüyordu. Hem kendisinin hem de Ta-li'nin geleceği bakı­mından talihsiz bir yanıt seçti ve üç elçiyi de öldürttü. 6
  • Mengü, Şinğ-cov'a ek olarak yeni bir dirlik vermek için Kubilay'ı çağırttı ve Nan-cinğ (Kay-finğ yakınlarında) ile Cinğ-cav (Çin'in en eski başkentlerinden biri, Şi-an bölgesinde) arasında seçim yapmasını istedi. Kubilay, bu bölgeleri az bildiği için Çinli danışmanlarına sordu, özellikle de Yav Şu'ya danıştı. Nan-cinğ'deki sulama olanaklarının ve toprağın, Cinğ-cav'a göre daha düşük olduğunu söylediler. Sarı Irmak, Nan-cinğ bölgesinde ara sıra taşıyordu, bu nedenle toprak bazı yerlerde tarıma izin vermeyecek kadar tuzluydu. Öte yandan, Guan-cinğ bölgesi­ne egemen olan Cinğ-cav, daha verimli ama düşük nüfusluydu.3 Kubilay, bu açıklamalarla ikna olup, Cinğ-cav'ı seçti. Kardeşinin düşük nüfuslu bölgeyi seçmesinden etkilenen Mengü, ona ek dirlik olarak Honan bölge­sindeki Huay-mınğ'ı da verdi. Kubilay bu yeni dirliklerinde birçok devlet dairesi yanında, barışı sürdürmek için Uzlaşma Daireleri (Çince Şüen-fu Si) ve ticareti güçlendirmek için kağıt para darphaneleri kurdu.4 Dolayısıyla, ekonomik ve siyasi gücü Çin'deki topraklarına bağımlı olarak artarken, Kubilay da Çin ile daha çok ilgilenmeye başladı. Aynı zamanda, Moğol atalarının yolundan, kurumlarından ve değerlerinden de giderek uzaklaştı. Ancak başarılı bir hükümdar olabilmesi için gere­ken Çin yöntem ve uygulamalarını benimsemiş olsa bile, hala bir Mo­ğoldu ve hep öyle kaldı. Ulu Kağan (Moğolca Ulug Kagan) 1252 sonlarında Ta-li devletini Moğol hükmüne bağlamasını buyurunca, Kubilay Çin'le daha fazla ilgi­lenmeye başladı. Önceden, Ta-li nüfusu, Çinli olmayan çeşitli halklardan oluşuyordu ama Çinliler yüzyıllardır parça parça o yöreye göçmekteydi. Bölgenin kontrolü Burma ve Güney Asya ile arada hiçbir engel olmak­sızın ticaret yapabilmeyi mümkün kıldığından bu göçler, Çin'in yayılma politikasının kendi içinde tutarlı ikinci aşamasıydı. Bu sebeplerden ötürü, Ta-li'nin fethini sadece Moğollar hedefliyor değildi. Ta-li'yi ele geçirmek, kuşkusuz, Çinli bir hanedanın da ilk hedefleri arasında olacaktı.
  • Cüceler bana yetmez ...
    "BENİM DEVLERLE ZORUM ! "
  • “Ne mutlu ıssız bir köşede saraylardan uzakta yaşayana,
    Tek başına, çekilmiş inzivaya,
    Kuzey rüzgârı ormanlardan eserken!”
  • Kavaklar sıra sıra dikilse de karşına
    Boy ver, dayanmaksızın, yalnız ve tek başına!
  • Tırmanma! Varsın boyun olmasın söğüt kadar,
    Bulutlara çıkmazsa yaprakların ne zarar?
  • Ve doluyor sessiz, ordularım,
    Durmadan, dinlenmeden odama.
    Urbam içinde yatan adama
    Hayretle bakıyor dört duvarım.
Her devrin menkûbu
Mühendis eskisi
Lisans
Konya
1740 okur puanı
26 Oca 2019 tarihinde katıldı.
2020
8/60
14%
8 kitap
1.539 sayfa
10 inceleme
3358 alıntı
6 günde 1 kitap okumalı.
En çok okuyanlar'da 3289. sırada.

Şu anda okudukları 11 kitap

  • Kutü'l Amare 1916 - Olaylar, Hatıralar, Raporlar
  • Bütün Şiirleri
  • Soruşturma
  • Devrim Taciri
  • Bir Ermeni Teröristin İtirafları
  • Osman Yüksel ve Serdengeçti Dergisi
  • Hitler'in Son 13 Günü
  • Bütün Eserler 1
  • Kötülük Üzerine Bir Deneme
  • Thor: The Trials of Loki
  • Sherlock Holmes'un Maceraları

Okuduğu kitaplar 59 kitap

  • Aşkın Aşkı
  • Monna Rosa
  • Üvercinka
  • Bağbozumu Şarkıları
  • Ziya Gökalp'i Doğru Tanımak
  • 12 Eylül Günleri
  • Irkımızın Kahramanları
  • Karamanlı Ortodoks Türkler
  • Han Duvarları
  • Tutuklunun Günlüğü

Okuyacağı kitaplar 18 kitap

  • Enver Paşa'nın Özel Mektupları
  • Yunus Emre Hayatı ve Bütün Şiirleri
  • Talat-Enver-Cemal Paşalar
  • Altaylarda Kanlı Günler
  • Yedinci Haç
  • Kubilay Han
  • Şah İsmail Hata'i Külliyatı
  • Son Savaş
  • Osmanlı'nın Tasfiyesi
  • Unutulan Vatan Doğu Türkistan

Kütüphanesindekiler 9 kitap

  • Şimşek
  • Ruzi Nazar: Cıa'nın Türk Casusu
  • Gölgeler
  • Yalnızız
  • Atsız ve Türkçülüğün Yarım Asrı
  • Milyon Birinci
  • Putin
  • Esaretten Vaftize
  • Kod Adı : İrtica 906