“Ağlamanı isterdim, eğer yapabiliyorsan,” dedi Yılan. “O kadar da korkunç bir şey değil.” Fakat Stavin anlamış görünmüyordu ve Yılan da onu zorlamadı; halkının ağlamayı, yas tutmayı, gülmeyi reddederek zor bir ülkede dayanmayı kendi kendilerine öğretiyor olmaları gerektiğini düşündü. Kederden feragat edip yalnızca küçük neşelere izin veriyorlardı fakat hayatta da kalıyorlardı.
Bu sözcük canını sıkıyordu yine de. Vazgeçilmez. İnsanların burunlarına vazgeçilebilirlik kokuları geldiğinde başvurmaya yatkın oldukları bir sözcüktü vazgeçilmez.
Bu koca binada tek başıma olduğumu düşünmek, bir parça ürkütüyordu. Ama çocukluk yıllarıma geri dönmüş gibi saf ve heyecan verici bir özgürlük hissi de uyandırıyordu.