Öyle kişiler tanıyorum ki kitap üstüne kitap yazı üstüne yazı okudukları halde bunların değerlendirmesini yapamazlardı. Onlar da üstüste  yığılmış bilgi olduğu halde, o bilgileri ne ayırt edebilme ne de birleştirebilme kabiliyetine sahiptir ler. Onlarda, bir kitabın içine soktukları kafalarıyla, değerli olanı değersiz olandan ayırma sanatı da yoktur. Hatta onlar, mümkünse okumayı veya hiç olmazsa sayfa olarak onları atmayı da bilmezler. Bu nedenle okumak bir hedef değildir. Okumak, herkes için yeteneklerini çizmiş olduğu çerçeveyi doldurmak aracıdır. bu şekilde herkeze mesleği için gerekli olan malzeme ve aracı ondan alır. Bunlar hayatını kazanmak da ona yardım eder veya daha yüksek istemleri ulaşma yolunda basamak görevi görürler. Okumanın ikinci hedefi ise, içinde yaşadığımız dünya hakkında genel olarak kanaat sahibi olmaktır. Fakat her iki durumda da bu değerlendirmelerin hedefi kitapların hafızalarda bıraktığı izler değil, bu bilgilerin mozaik taşı gibi asıl yerlerini yerleşerek, okuyanın kafasında dünya meseleleri hakkında bir taslak oluşturmasına hizmet etmeleri gerekir. değilse, karma karışık, değerden yoksun bir kavramlar yanından ibaret kalır. Her ne kadar talihsiz okuyucusuna bir gurur duygusu verirse de bu hiçbir işe yaramaz. Çünkü böyle bir kişi, kendini ciddi olarak bilgi sahibi sanarak, hayatı almayıp pek çok şeyi bildiğine inanır. Oysa böylesi bir eğitim yoğunluğunu gerçeklerden bir parça daha uzaklaştırır. Bu kimselerin çoğunun hayatları ise ya bir sanatoryumda yahut politika sahnesinde son bulur.