Biri öldükten 15-20 sene sonra hala odasını muhafaza etmek, hiçbir şeyini atmamak, geride kalanlara ‘sizin benim için değeriniz daha az’ demektir, farkında olmadan böyle bir mesaj verirsiniz.
Erkekten almak önce babadan başlar, dede, dayı, amcayla devam eder. Almakla ne mi kastediyoruz? Ebeveyn cocuklarına verir. Bu daima böyle olmalıdır. Peki ne vermeliler? ilgi, sevgi,bütçe, kaliteli zaman, cesaretlendirme... Ilgisiz babadan alamamış kız çocukları devamında hayatına giren diger erkeklerden de alamadığında, bu içeride bir yara oluşturur. Bu yara da çoğunlukla, bana da hala tuhaf gelmekle birlikte,kadınlarda memede kistler yaratır biliyor muydunuz?
Aile sistemi, bütünlük arar. Aile üyeleri dışlanır, yok sayılır, unutulur, kabullenilmez veya onlar için yas tutulmazsa, birkaç nesil sonra bir başka aile üyesi onların yerini alarak, dışlanan kişinin kimliğiyle tanımlanır hale gelir ve o kişinin yerine çekilir. Sistemin adalet, şahsi olmayan enerji Alanı tarafından dayatılan kör bir adalettir. İyileşmeye bir yol bulununcaya kadar, sistemin dengesizliğini sürdürür.
Yetişkinliğin birinci adımı işlenen o küçük suçun verdiği pişmanlık ve vicdan azabına katlanmaktır. Yaşamın içine akmamız ve yaşamı kendi başımıza deneyimlememiz gerekir. Genellikle bize yasaklanan bu şey büyümemizin önündeki en büyük iç çatışmamız haline gelir. Aile ve toplum bireyselleşmek yasaktır der.
(…) Kalkış noktamız “Ama böyle yaparsam annem üzülmez mi? Ama böyle dersem babam kaldıramaz, ölür. Şöyle yaparsam kocam onu vurur. Şöyle olursa eniştem bizi yaşatmaz” olunca da havalanan uçak bir türlü konacak yer bulamıyor. Böyle olunca bastırılıyor, bu da öfkeye sebep oluyor.
Bir yetişkin her şeyde masumiyet arıyorsa bilin ki çocuk bilincindedir. Çünkü yetişkinlik ve büyüme “suç işlemeyi” gerektirir. İlk suç anne ve babanın kuralına karşı gelmektir. Anne ve babaya hayır diyebildikçe kişi “suç işler” ve bu “suç” onu büyütür.