Biz çoğu zaman dünyadan aldıklarımızla bir şey olduğumuzu zannediyoruz. Hâlbuki dünyaya verdiklerimizle bir şey oluyoruz. Verdiğimiz ilimle, yaptığımız yardımla, bir başkasının elinden tutmakla... Yani hürmetle, merhametle ve hizmetle.
Geçmişin hatipleri, ezberlerinde o kadar çok şiir ve ciltlerce kitap tutarlarmış ki bir hatip başladığında konuşmaya yedi, sekiz saat boyunca kesintisiz bir şekilde konuşabiliyormuş. Çok fazla eser tuttukları için zihinde, oradan oraya geçişler yapıyor ve bu da analizlerin çok daha kuvvetli olmasını sağlıyormuş. Çünkü o an, farklı bilgi kaynaklarına ulaşabiliyorlarmış. Bugün ise biz, protez belleklerle yaşıyoruz. Yani, bir şey öğrenmek ya da hatırlamak için Google'a, haritalara, dijital araçlara başvuruyoruz. Bir şey hatırlamamıza lüzum kalmryor. Hatırlamayınca da zekâ, gidebileceği ufuklara gidemiyor.