Geçmişin hatipleri, ezberlerinde o kadar çok şiir ve ciltlerce kitap tutarlarmış ki bir hatip başladığında konuşmaya yedi, sekiz saat boyunca kesintisiz bir şekilde konuşabiliyormuş. Çok fazla eser tuttukları için zihinde, oradan oraya geçişler yapıyor ve bu da analizlerin çok daha kuvvetli olmasını sağlıyormuş. Çünkü o an, farklı bilgi kaynaklarına ulaşabiliyorlarmış. Bugün ise biz, protez belleklerle yaşıyoruz. Yani, bir şey öğrenmek ya da hatırlamak için Google'a, haritalara, dijital araçlara başvuruyoruz. Bir şey hatırlamamıza lüzum kalmryor. Hatırlamayınca da zekâ, gidebileceği ufuklara gidemiyor.
Uçaktan veya trenden inerken "Erenlere, büyük mistiklere, Evliyaullah hazretlerine üç ihlas bir Fatiha oku ve onların himmetini, sıyanetini, himayesini niyaz et!" derdi. Çünkü yolculuk ilim ve fehmi artırmak içindir. Hem ilmin ve fehmin açılsın hem de muhafaza etsinler. Ben bunu yaptım, Elhamdülillah. Yurt dışında çok güzel tecrübelerim oldu. Çok şey öğrendim ve Allah da (c.c.) beni, bildiğim kadarıyla, yasakladığı hallerden muhafaza etti.
“Ölü tabuta konulup da insanlar (veya erkekler) onu omuzladığı zaman, eğer iyi bir kişi ise “Beni çabuk götürünüz, beni çabuk götürünüz." diye seslenir. Eğer iyi olmayan biri ise "Eyvah! Bu tabutu nereye götürüyorsunuz?" der. O cenazenin sesini insandan başka her şey duyar. Eğer insan bu sesi duysaydı, bayılırdı."
Büyüklerimiz derdi ki: "Bir kitap okudunuz ve aklınızda sadece iki cümle kaldı. Zaten maksat oydu." O kitabın okunmasındaki maksat, o iki cümlenin akılda kalmasıdır.