Ahmet Ümit’in söylediği gibi, “Aşk köpekliktir.” Bu cümleyi ilk duyduğumuzda tepki gösteririz çoğumuz. Kulak tırmalar, kalbe dokunur. Aşk gibi saf, yüce ve özel olduğunu sandığımız bir duygunun, böylesine aşağılayıcı bir ifadeyle anılması bizi rahatsız eder. Ama belki de haklıdır yazar. Belki de aşk, insanı en zayıf, en savunmasız, en bağımlı haline getirdiği içindir bu benzetme.
Aslında öfkemiz, bu sözün içinde saklı olan aynaya yöneliktir. Aşk dediğimiz şey, sadece sevgi ya da mutluluk değildir. Onunla birlikte, bastırdığımız duygular da yüzeye çıkar; korkularımız, kırgınlıklarımız, eksikliklerimiz. Aşk, bizi çıplak bırakır. Korunaksız Ve belki de bu yüzden saldırganlaşırız, kabuklarımızı kalınlaştırırız.
Aşkın ne olduğuna bile tam olarak emin değilim. Duygu mu, yoksa sadece bir ruh hali mi? Belki bir tür yanılgı, belki de en derin gerçekle yüzleşme biçimi. Bildiğim tek şey var.Aşk bir kayık gibidir. Ya o engin, mavi sularda usulca süzülürsün ya da ansızın alabora olup batarsın. Her iki ihtimal de mümkün, her ikisi de gerçek.
Ama ben ne süzülüp gitmek istiyorum, ne de batmayı göze alabiliyorum.
Ben deniz olmayı seçiyorum.
Kendi içinde dalgalanan, kabaran, ama hep orada kalan.Ne bir başkasına tutunmaya muhtaç, ne de bir kayığa sığınmaya istekli.
Çünkü aşk geçer, ama deniz kalır.
Ve belki de en büyük özgürlük, o denizin ta kendisi olmaktır.
B.S.