Bugüne kadar hep, büzülüp uzaklaşması gereken şeyin genel olarak dünya olduğunu sanmıştı. Oysa dünya değildi, insanlardı. Öyle görünüyordu ki dünyada, insanları boşalmış bir dünyada pekâlâ yaşanabilirdi.
Duaya istiğfar ile başlamak, Resûlullah sallallahu aleyhi ve selleme salat ü selam getirerek devam etmek sünnettir. Dua ederken elleri semaya kaldırmak ya da secde halinde bulunmak duanın kabulüne yakınlaştırmaktadır. Sonra sırasıyla Allah'ın esma ve sıfatlarını ve bunun karşısındaki zayıflığını itiraf etmek, affedilmeyi istemek, cenneti, cennetin ortasını dilemek, deccalin fitnesinden, kabir azabından sığınmak, mü'min kardeşleri için ayrıca dua etmek duanın edepleri arasında sayılmaktadır. Tüm bunlardan sonra mü'minin dünyaya dair isteği varsa net bir sekilde bunu ifade etmesi, salat ü selam getirip ardından' amin' diyerek bitirmesi dua ibadetine verdiği değeri göstermektedir.
Mü'minlere gereken, başlarına gelene sabır göstermeleridir. Bir musibetle karşılaştığında mü'minin dengesi ancak böyle şaşmayacaktır.
Bir mü'minin başına gelen dert, sıkıntı, keder onun kötü biri olduğunu göstermediği gibi dertsizlik, başına bir musibet gelmemesi de iyi olduğuna delâlet değildir. Başından dert eksik olamamak da başına dert uğramamak da Allah' ın kaderidir. Allah'ın kaderinde mü'min, üzerine düşeni yerine getiren kimsedir. Musibetle karşılaşırsa sabrederek, bir nimetle karşılaştığındaysa şükrederek rıza gösterir.