İnsanların bizi tanıma şekli çocukçadır. İçten içe karanlık, geniş ve akıl ermeyecek kadar derindir ama zaman zaman yüzeye çıkarız ve insanlar bizi o halimizle tanırlar.
İslâm, düşünmeyi, insana sürekli olarak bir ödev bilmiştir. Kur'an, yüzlerce ayette bu ödev üzerinde durur. Düşünmeye çağırır. Işığa koşan bir kelebeğin o telâşlı halinden geceyi, bir dalgayı yararcasına aşan yarasadaki o radarlı yürüyüşten, baharda gülün birdenbire açılışından, sonbaharda bütün bir tabiatın ölüşünden, evrensel bir kefen gibi varlığı bürüyen kıştan, peygamberleri dinlemediği için zamanın kılıcıyla toza ve küle çevrilen medeniyetlerden, ölümden ve ölüm ötesinden, mezardan, doğumdan ve çocuktan, yeraltından, ayın üstündeki altın tozlar kadar düşünmek, insana, Yaratıcı tarafından bağışlanan en soylu özellik değil midir?